18.06.2014

Ataerkil - Anaerkil

İnsanlar görüneni tam görmezler, düşündüklerini görürler.
Bir şeye önceden ne derlerse, sonradan da onu görürler.
Burada göz her ne kadar yorumsuz olarak kayıt yapsada.
Yorumu düşünce yapar, düşüncenin bu yorumunu görürler.

Şu halde görünen ne olursa olsun, bu önemli değil midir?
Önemli olan düşüncenin gördüğüyse, gayrısı değil midir?
Göz her şeyi yorumsuz ve yalın bir halde mi gösterir ki?
Göz manasız bakar, manalı bakması önemli değil midir?
Dediğimiz gibi, göz kayıt yapan canlı kamera misalidir.
O aldığı görüntüleri anında aktaran, acar bir muhabirdir.
O görüntüler düşüncenin dev ekranında görüntülenirken.
Nefs denilen spiker, bunları kendine göre değerlendiricidir.
Bundan dolayı göz ne görürse görsün, değerlendirmeyi yapamaz.
O olanı olduğu gibi görürde, olandan ötesine kesinlikle karışamaz.
Olandan ötesine karışan düşüncedir, düşünceye karışanda nefstir.
Nefsin karışmadığı düşünce, düşüncenin karışmadığı görüntü olamaz.
Nefs her görüntüye karışır ve olanı olandan farklı gösterir.
Görüneni hiçe sayıp, görünene bin bir manalı yorum verir.
Bu yorumda tüm bedeninde canlı olarak yayınlanırken.
Etkilenmeyen tek bir hücrede kalmaz, onlar alıcılar gibidir.
Beyin denilen vericinin, kimin emrinde hiç düşündün mü?
Sadece düşünmekte yetmez, emri vereni de gördün mü?
Patronu görmen içinde, bildiklerinden kurtulman lazımdır.
O düşüncende gizleniyor, dışarıda ararsan yanılacaksındır.
Yanılma dostum, düşüncenin karteli nefsinin elindedir.
O karteli sen doğarken ele geçirmiş, sana egemendir.
Çocukken çizgi filmleri, oyunları, oyuncakları sevdirdi.
Ta başlangıcına yerleşerek, kendini sende perde eyledi.
Dahada büyüdükçe paraya, pula, eşlere, çocuklara.
Dünyevi şeyler sevgisine, çok konuşmak arzusuna.
Dinleri bilmek bilgisine, siyaset yapmak çoşkusuna.
Kısacası seni öne çıkarıp, gizemlerine gizem ekledi.
Nefs böyle bir yayın yaptıda, sen bunu daima aldın.
Almamanın imkanı yok, her daim canlı yayındaydın.
Hayatındaki en güzel olaylarsa, yani mutluluklarsa.
Reklamlar misali gibiydi, umarım dediğimizi anladın.
Reklam biter film devam eder, koltuğuna yapışırsın.
Büyülü camın büyüsüyle, yalancı gerçeklik yaşarsın.
Reklamlarda ihtiyacını giderir, gerçekliğine ulaşırsın.
Başkasında figüran, anca filmin de kahramanlaşırsın.
Hayat böyledir, başkası izinden gidince başkası olursun.
Sen sen değilsen, kazansan da kaybeden taraf olursun.
Ölümsüz bir ruh iken, bir ölümlüye basit bir kul olursun.
Doğmanın bedeli ölüm, yaşarken ruhundan uzak olursun.
Nefs benlik üzerine kuruludur, gayesi "BEN"in ihyâsıdır.
Ruhta senlik üzerine kuruludur, gayesi "SEN"in ihyâsıdır.
O bakımda iki türlü ihyâ vardır ki bir ben diğeri de sendir.
Şimdi bunlardan hangisine aboneysen, o dur yayın akışın.
Ruhi ihyâ budur ki; kişi alemi sevgisiyle ihata eder.
Alem onu ihyâ ettikçe, sanki o iadei teşekkür eder.
Alem ona bütün güzelliklerini sınırsızca sunarken.
O da aldığı bu güzellikleri, gerisin geriye iade eder.
Bu ne güzelliktir heyhat, verende güzel alanda güzel.
Veren karşılıksızca veriyor, alansa aynen iade ediyor.
Bu güzellik aslında, hiç kimsenin tekelinde de değil.
Bu güzellik insanlığın yitiği de ona ulaşanlar çok değil.
Bahsedilen güzelliğe ulaşılınca, ulaşanda bütünlük oluşur.
Bütünden gözler ayrılamaz, ben demekte edepsizlik olur.
Ben diyen biri, bütünün o güzelliğine nasıl ulaşabilir ki?
Beni yok eden biride o güzellikten nasıl ayrı kalabilir ki?
O bütünden ayrı olanlar, egoist olanlardır ki; onlar Nefsperesttir.
Bundan gayrısıda, o bütünün bir parçasıdır ki; onlar Ruhperesttir.
İşte nefsperetlerle ruhperestler arasında ki temel farkta budur.
Ruh: alemi görür kendini görmez.
Nefs: kendini görür alemi görmez.
Aynaya baktığında nefsini görüyorsun, ruhunu değil.
Ruhun bedeni yok, hiç bir ayna onu göstermiş değil.
Aynalarada aldanma, aynalar doğru söylemiş değil.
Belkide herkes yanıldı, her yansıyan gerçekler değil.
Belkide kısmı nezâketendir, ruh değilde ruhlar vardır.
Doğup büyüyen, yaşayıp ölende hayatın sırları vardır.
O sır ki vahdet (teklik) değildir, kesret (çokluk) tir.
Ruhlar ölümsüzdür, Vahdet-i vücutta da hatalar vardır.
Vahdet-i vücut, Kesret-i vücuttur, bakmasını bilene.
Her şeyi tek görmek mantık hatasıdır, ruhunu bilene.
Ölümsüz olanı yok sayıp, yok olanı da var bellemeyin.
Ruhlar çoktur ve ölümsüzdür, sözdeki manayı bilene.
Gerek ruh gerek nefs, her ikisi de yaşam gücü enerjisidir.
Bu ikisi birleştiğinde, yaşam enerjisi adeta nötrleşecektir.
Bu da kadınla erkeğinin birleşmesinde ki çocuk misalidir.
Yani çocuk, anayla babanın tüm özelliklerinin nötr halidir.
Doğan çocuk, artık ne sadece ananın ne de babanındır.
Her ikisinin birleşmesinden doğmuş, bunun armağanıdır.
Bu armağanda, özünde kadın ve erkek enerjilerini taşır.
Ama hangisi ağır basarsa, doğumda onunla anlamlaşır.
Doğan erkek çocuk, erkek gücünün simgesidir. (+)
Doğan kız çocuğu da kadın gücünün simgesidir. (-)
Bir birleşmede hangi güç egemense o doğacaktır.
Bu doğan çocuk, ruhun mu, nefsin mi simgesidir?
Bunun cevabını okuyana bırakalım, zira gerçekler acıdır.
Her cevabı herkes hazmedemez, lakin ipucu şu olacaktır.
Kadın doğuran, erkeğe nispetle yüreği daha yumuşaktır.
Erkek ise daha kuralcı, bu kuralında da sert davranandır.
Şartlar kadınla erkeği bir birine karıştırırsa, ne fark eder.
Ruhu insan olmayan cinsiyetiyle öne çıksa, ne fark eder.
Ne erkekler yere vuruldu, ne de kadınlar göğe çıkarıldı.
Gerçeği anlatmak içindir ki bu semboller sadece kullanıldı.
Şimdi nefs spikeri bu sembolleri de şöyle bir okuyacak.
Buna önceden ne dediyse, sonrada öyle yorumlayacak.
Bu yorumları da tüm hücrelerine usulünce yollayacak.
Bir flaş haber olarak, bedeninde de naklen yayınlayacak.
Erkeğin egemen olduğu anlayış vardır ki; ona Ataerkil derler.
Kadının egemen olduğu anlayış vardır ki; ona Anaerkil derler.
Çocuğun egemen olduğu anlayış ki; ona da Çocuk erkil derler.
Birde hakkın egemen olduğu anlayış vardır ki; o da Adalettir.
Şimdi tüm bu anlayışlara hak egemen değilse, acaba ne olur.
Hepsi kendi içinde bir diğerini reddeder de, ötekisi inkar olur.
Oysa hak egemen anlayışta ana, ata, çocuk hepsi önemlidir.
Her biri diğerinden ayrılmaz, vücut gibi azalarıyla tamam olur.
Hak herkesin hakkıdır, hiç kimseyi diğerinden ayırmadan.
Hak güneştir anaya, ataya, çocuğa yaratılış lütuflarından.
Bunların hangisi diğerinden daha fazla üstün görülebilir ki?
Bir yanlışlık varsa o da ayırmaktır, vücudu diğer azalarından.
Yaşadığımız hayat anayla, atayla, çocukla bir vücut değil midir?
Ata kuvvet, ana duygu, çocuk neşenin tam kaynağı değil midir?
Duygusuz kuvvet, kuvvetsiz duygu, her ikisi neşesiz neye yarar?
Her biri diğerini tamamlar, ayırmak insanlığın hatası değil midir?
Elbette hatasıdır, cinsiyet, yaş vede etiketler öne çıktıysa.
Kadın erkeği, erkekte kadını cinsiyetinden ötürü dışladıysa.
Çok bilen az bilene, sen bilmezsin oku muamelesi yaptıysa.
Cehaletler ayyuka çıkar, hele şimdi ki gibi sevgisiz olunursa.
İşte dönüp dolaşıldı sonuç gene sevgisizliğe bağlanıldı.
Sevgi hayatın dinamiğiyken, statik olanıyla karşılaşıldı.
Yanlıştan delil olmaz misaliyle, ruhi sevgi delil sayıldı.
Bu şiirin hatası varsa o da o dur, bu da bilerek yapıldı.
Sanma dostum bu yazanlar, birden bire aniden geldi.
Bu denenleri yaşamak, akabinde düşünmekten geldi.
Ama genede bu yazılanları yüzeysel olarak görürsen.
Derine sende inersin, kötülemek devriyse sona geldi.
Devir sona geldi, Ataerkilin kara güneşi, ha battı ha batacak.
Görev anaerkile devrolacaktır, tanyeri ha ağardı ha ağaracak.
Ruhlar dâhi terbiye olup, terbiye olmayan nefste kalmayacak.
Ataerkilin batan güneşi, anaerkil olarak ha doğdu ha doğacak.

 17 Mayıs 2000

Benzer Yayınlar

Ataerkil - Anaerkil
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!