4.03.2017

Sufi'nin yolu...

İnanmaya İnanıyorum.
Sevgiye inanıyorum, saygıya inanıyorum.
Önyargılar yüzünden hayatın es geçildiğine inanıyorum.
Baharda açan tomurcuğa, Nisan yağmuruna inanıyorum.
Son baharda solan yaprağa, çöken hazana inanıyorum.
Kışın kuru soğuğuna, yazın yakan sıcağına inanıyorum.
Ruhlara inanıyorum.

Doğanın verdiği emaneti, bir gün geri alacağına inanıyorum.
Doğada bir sömürgeci olduğumuzun HİÇ ama HİÇ bilinmediğine inanıyorum.
Güneş yerinde dururken, geçen gün ve gecelerin bizi büyülediğine inanıyorum.
Zaman diye bir kavram yaratılıp, ona tapıldığına inanıyorum.
Harflere, sayılara, dolayısıyla ortak bilinçlere inanıyorum!
Hayallere inanıyorum.

Adımı birileri koymuş, o adıma inanıyorum.
Birileride senin annem ve babanız demişler, onlarada inanıyorum.
İnsanların süslü sözlerle, kötülüklerini gizlediklerine inanıyorum.
İnsanların üst kimlikleri olduğuna, yani atalara inanıyorum.
Halka sözler verenlerin, bunu asla tutmayacaklarına inanıyorum.
Önce insan diyen sağlık sistemine inanıyorum.!
İnsanlara inanıyorum!

İnsanların bilmedikleri konularda, çok şey bildiklerine inanıyorum!
Hak ve adalet isteyenlerin, boş yere feryat ettiklerine inanıyorum.
Gerçek Hak ve adalete göre, kimsenin haklı olamayacağına inanıyorum.
Kendilerini görmeden, hak isteklerinin büyülenmek olduğuna inanıyorum.
Büyülere inanıyorum.

Bir dilim ekmeğe, tuza, bir damla yaşa inanıyorum.
Çaresizliğe, cevapsızlığa, nedensizliğe inanıyorum.
Kitaplara dalma faydasızlığının, farkındalığına inanıyorum.
Aramak denilen şeyin beyhude, gerçeğinse araMAmak olduğuna inanıyorum.
Bu kafayla çok çekerim, esas çekeceğiminde geride olduğuna inanıyorum.
İnandığım şeylerin, temelde bildiğim şeyler olduğu bilgisine inanıyorum.
Kendime inanıyorum.

Sanırım benim inanmadığım başkaları kavramıdır, o da "çok bilen başkalarıdır".
İşte onlara ve dediklerine asla inanmıyorum.
Romen Diyojen'e tabikide inanıyorum ve ellerinden öpüyorum.
Belki onlar yanlış şeyler dediler, belkide başkaları yanlış aktardılar, bilinmez.
Bilinen İnanç ve şüphe yan yana olmaz.
Şüpheli şeylere inanmaksa sâflık olur, bunu beklemekte ayrı sâflık olur.
Hasılı kişi isabette etse bile, bu şansına olur.
Olay bir kumar yani veya ya tutarsa mantığı.
Deneyime inanıyorum.

Delil olmadan inanma olmaz.
Delili olanda da şüphe kalmaz.
Ellam inançlı biriyim.
İnanmaya inanıyorum.


----- 0 -----

Niye sorarlar ki neye inanıyorsun, inanmaya inanıyorum dersem ne olacak!
Bu seferde o ne demezler mi? cevap çok basit, inandığınıza da inanıyorum.
Olmaz öyle şey, ya inanmıyorum dersem n'olacak? olsun hiç fark etmez ki?
Sen neysen ben ona inanıyorum, inkarına da inanıyorum, bu bana zor gelmez!
Ben ayırmadım ki iman inkar, sen neysen ben oyum, inandığına inanıyorum.
Sana inanıyorum.

İnkara iman olmazmış! nasıl olmazmış! her şeyin bir zıttı oluyorya!
Sen inanmayabilirsin, sen inanmadın diye, bunun inanmayanı olamaz mı?
Sadece iman ve inkar mı vardır hayatta! bunun 3. bir yolu bulunmaz mı?
Olmaz demen ya inkar ya da imandandır, ikilikten, ayrılık bilincindendir.
Bütüne inanıyorum.

İnanmaya tam inandığında, aslında başka şeylerin bir korkusu da kalmaz.
İnanç bir isimden öte değildir artık, hiçtir, ister o, ister bu, fark yoktur.
Öyle ki yanlış diye bir şeyde kalmaz, o mu, bu mu, şu mu lar anlamsızlaşır.
Anlamı olmayan şeyleri yapsan ne, yapmasan ne, artık korkuları kalmaz ki?
Hiçliğe inanıyorum.

Robot değilim ben, yalnız bir şeye inanacaksın, ötekileri düşman belleyeceksin.
Hafızamdan sildim bunu kimse dayatamaz, format attım, beynimin en köklerine.
İstersem hepsine birden inanırım, yanlış olan ne? bunu kimselerin yapmaması mı?
Kimseler yapmıyor diye, herkesin yaptığını mı yapacağım? nerede benim Sufiliğim!
Yalnızlığa inanıyorum!

----- 0 -----

Sufi'nin yolu...
İnsana inanıyorum zira insan denilen şey, kolayca bir şeyler kabullenecek bir yapıda değildir esasında, neticede düşünendir, karar verebilir, üretebilir, her ne kadar kültürler, öğretiler onu bir yönde eğitsede, şartlandırsa da İNSAN asla bir ROBOT olmamalıdır.
1 şeye inanacaksın, ya da 1 yolda gideceksin, o tek doğrudur, ötekiler yanlıştır!

Bu dayatmadır !...

Doğrunun tek bir şeye kanalize edilmesi, akabinde bir mecburiyeti doğurur. Birilerinin mecbur kıldığı bir mecburiyettir bu!
Tercih hakkının adeta yok edilmesi, sadece 2 ile sınırlandırılması, bunların da bir birleriyle kavgalı olması, seçeneği zaten 1 e indiriyor.

İndirgenmiş 2 seçenek, ötesi yok!
Seçilmiş 2 seçenek, ikiside kendince doğru! 
İkisi de yanlış veya biri yanlış, biri doğru olması da hiç bir şey değiştirmiyor.
İnsanlara göre her zaman 1 doğru var!
Değil mi ki bu önümüze konulmuş, bu da önceden birilerince seçilmiş, tayin edilmiş, ölçüleri belirlenmiş, budur denmiş!
Geriye tek şey kalıyor ; Mecburiyet!
Doğru olduğu için mi mecbur? yoksa mecbur olduğu için mi doğru? Cevap net değil, karışık.
Hele de doğru/yanlış ayrımı neden var ki, hadi var diyelim, bu seferde doğru yer değiştirebiliyor. yanlış yer değiştirebiliyor, ilkelerde sabit değil, işi gücü bırak doğrunun peşinde deli gibi koştur dur.

Bu dayatmadan da mecburiyetten de öte bir şey, adeta başka çareniz yok, bu çareye tutunmak ise elzem, o kadar daraltılmış ki dünya tercih hakkı yok!
Dünya sofrasına oturuyorsunuz, hayatınız boyunca önünüze gelen iki yemek var ve onun da sadece birini yemek mecburiyeti var!
Tibetli Lamalar misali, hayatları boyunca bir kâse tsampa ve tereyağlı çay, başka bir şey yok!
Böyle ömür geçer mi? ama geçiyormuşta.

Dayatma ve mecburiyetten bir rahatsızlık duymuyorsanız, sizin için bir problemde yoktur, lakin oldum olası, birisi bana bir şeyi dayattığında, ondan hiç haz etmedim, ruhum hep daralmıştır bundan, gönüllü yaparsam sorun yok.

Sonradan fark ettim ki bu tamamen insani bir şeymiş, zira İnsan özünde ÂSİ bir varlıkmış, kararını kendi verebilmeliymiş, bunu yap deyince yapacak (o şey doğruda olsa) bir yapıda değilmiş.

Birilerinin Doğrusunun peşinde koşarken, insanî özelliğin yitirilmesi, bu doğru bir şey mi?

Özetle, temelde sadece 2 seçeneğim olması, bizden öncekilerin bu ölçüleri belirleyip önümüze koyması, akıl, mantık, fikir gibi yönlerimizin, kısaca düşüncemizin de sadece bu iki seçeneğe odaklanması/odaklandırılması, onları kendi açısından doğru yapsada, (hakikaten doğruda olsa, ya da biri doğru olsa da hiç farketmez) değil mi ki birilerince seçilmişler, bu seçilmişi seçmek benim için yanlıştır.
Bu benim tercihim değildir, başkalarının tercih ettiğini onaylamaktır.

Onay !...
Bu da hiç işime gelmez!
Bu hayatı kendi anladığım gibi yaşamadıktan sonra, bir şeyleri onaylayarak hayatı anlamış mı olacağım!
Asla! 
Birilerinin doğru dediği şeye doğru diyerek, bilmiş mi olacağım?
Hayır!
Sırf doğru dendiği için seçmek veya sırf yanlış dendiği için seçmemek, ikisi de zorunluluktur.
Bu bilgileri bir ROBOTA da yüklerseniz, o da ikisi arasında seçim yapabilir. Bu zor değildir.
Bu seçim bile değildir, A programı, B programı düğmesine dokunmak gibidir.

Ama insan isterse bu ikisi arasında ikisini de seçmeyebilir, isterse bunu yapabilir, zira insan böyle bir şeydir.
Temelinde uyumsuzdur, âsidir, söz dinlemez vs. yönleri vardır. Bunu hayatın pek çok alanında da görebiliriz. Bazen aklını dinler, bazen gönlünü dinler, bazen ikisini de bırakarak tamamen sezgileri ile hareket eder.

Tasavvufa bu açıdan minnettarım, bana bu 2 yoldan daha farklı olarak, 3. bir yolu da haber etmiştir, gerçi 2 yol harici bir yol gerçekten YOK hükmünde olsada, bu konuda tasavvufî kitaplarda da fazla bir bilgi olmasada, bu onun olmadığı anlamına da gelmiyor.

İnsan, robot değilse eğer, her zaman alternatif bir yol bulacaktır, bu insanın robottan ayrıldığı yegâne bir özelliğidir. Robot bulamaz ama İnsan bulur! bulması gerekir.

Robot programlandığının harici, başka bir yol bilemez!
İnsanda bilemiyorsa, bu onun programlandığını anlamına gelmez mi?

İşte Sufiler o yolu işaretle "terkleri de terket" demişlerdir.

Sonuç: Ölçülerin önemsizleşmesi, doğru yanlış ayrımın kalkması, korkuların bitmesi 3. bir şeymiş.
Bu delilik olarakta görülebilir lakin delilik insanîdir, robot olmak insanî değildir.

İnanmaya inanmak, bir Sufi'nin dayatılana isyanıdır!
Başka değişle de bu Sufi'nin yoludur!

...“Bugüne kadar, dini dinime yakın olmadığı için arkadaşıma karşı çıkıyordum. Ama bugün kalbim artık her şekli kabul eder oldu. 
Ceylanların çayırı, rahiplerin manastırı, putların barınağı, tavaf edenin kabesi, Tevrat’ın sayfaları ve Kur’an’ın mushafı oldu. 
Süvariler ne tarafa yönelirse yönelsin, ben sevgi dinine inanıyorum. Din, benim dinim ve imanımdır.”...
İbni Arabi - Tercümânü’l-Eşvâk

Benzer Yayınlar

Sufi'nin yolu...
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!