22.07.2016

Seçkinler ve Seçilmişler

Şaşkınlık yapma; bu hayata isteyerek gelmedin.
Şaşkınlıktan kurtul; hayattan zorla çekileceksin.
Hayata gelişin gidişin, elinde ki bir şey değildir.
İstediğin gibi yaşamaksa, zaten elinde değildir.

Buraya gelişin (doğumun) acizliğine işarettir.
Ve gidişin (ölümün) o da acizliğine işarettir.

Yaşamınsa kudretine nasıl işaret olabilir ki?
O kudretle kendini, herkesten ayrı göresin.

Sende ki o acziyet, makamla ve mevkiyle bile değişmez.
Makamlar mevkiler geçicidir, kalıcılığa da asla dönüşmez.
Nihayetin de herkesler gibisin, acizlere kudretli denmez.
Zengin fakire, komutan askerlere muhtaçtır, fark etmez.

Öte taraftan makamlar mevkiler insana verilmiş emanettir.
Zamanı geldiğinde o emanetin el değiştireceği de gerçektir.
O yüzden kimseler kendini, üstünlük sevdalarına kaptırmasın.
Bu sevdalara kapılmak, felaketlerin üstüne felaket demektir.

Düşünebilir misiniz, hiç bir işçinin işte çalışmadığını.
Düşünebilir misiniz, hiç bir erin askerlik yapmadığını.
O zaman kaç patron, kendi işinde kaç gün çalışabilir.
Veya hangi bir komutan, erleri gibi askerlik yapabilir.

Zengin fakire, komutan askere temelinden muhtaçtır.
Aynı şekil fakir zengine, asker komutanına muhtaçtır.
Ve daha sayılamayacak, bir dünya örnekler vardır ki.
Her şey birbirine, hava, su gibi ta ezelden muhtaçtır.

Eğer muhtaç olmasaydı, bir millet Seçilmişlerini niye seçecekti?
Seçilmişler önemli olunca, önemsizler önemliyi nasıl seçecekti?
Aslında Seçilmişler kadar mühim olan, onları seçme seçiciliğidir.
Halkın o seçiciliği olmazsa, Seçilmişleri acaba kimler seçecekti?

Seçilmiş olmak önemli değildir, eğer seçenleri olmazsa.
Seçicilik çok daha önemli, seçicilikte ki o sezgi olmazsa.
Çünkü bir Seçilmiş, Seçkinler olmadan asla bilinemez.
Seçilmişi Seçkinler seçer ki o seçicilik halkta olmazsa.

Bu yüzden halk seçicidir, kimi seçeceğini de çok iyi bilir.
Eğer ortalık karışıksa, Seçilmişi ortalarda yok demektir.
Onun için halklar kınanamaz, bu duygu başka bir şeydir.
Herkes Seçilmiş olmaz ki Seçilmişi Seçkinler bilecektir.

Bu duygu halkta potansiyel olarak durmaktadır.
Seçilmişi seçmeden o cevher aktif olmayacaktır.
Bunun neticesi olarak, karmaşa tabii ki olacaktır.
Halk bununla yaşıyor, yani deşarj olamamaktadır.

Halk (Seçkinler) kendilerine bir baş (Seçilmiş) mi arıyor.
Herkes bir yöne dağılmış, yolları ve patikaları mı tarıyor.
İnce eleyip sık dokuyarak, ihtimalleri mi değerlendiriyor.
Geç olsun da güç olmasın, ya hep, ya hiç olmasın mı diyor.

Hayli zaman son geçti, son Seçilmişten bu yana.
Onun için sancılarla girildi, milletçe 2000 yıllara.
Yoksa durduk yere bu millet niye sancılansın ki
Belki doğdu belki doğacak, belki yanı başımızda.

Nerede diye sorulmaz, ruhlar ona teveccüh eyleyende.
Kitleler arkasındadır, mezara kadar peşinden gidende.
Kaderin hükmü kesindir, boşu boşunadır itiraz edende.
Görmemek kalbin marazıdır, Seçilmiş çoktan seçilende.

Bu anlamda halkın basireti kim değerli, kim değersiz çok iyi bilir.
Bilmemesine de imkan yok ki, ecdadının basireti onada devredilir.
Yoksa ecdadı bırakmamıştır ona, sadece taş toprak veya demir.
Ecdat bırakmıştır Seçilmişi seçmek genetiğe, evlatlar sahiptir.

Atalarımızın özellikleri, genetik olarak bize geçtiyse.
Oğul babaya, kız anaya fiziksel olarak ta benzediyse.
Hastalıklar da ırsi ve ırki kanaldan, sessizce geldiyse.
Seçmek genetik olmaz mı? Bilim genetiği ispat ettiyse.

İspat olmuş ki, atalarımızın yaptığını bizde yaparız.
Onlar gibi sever ve kızar, bazen de yanlış yaparız.
Bu doğrunun mücadelesi, biz esasta doğruyu ararız.
Yanlış yola düşsekte, doğru yollara hazırlık yaparız.

Evvela biz buyuz, atalarımızda bilakis böyle yaptı.
Nihayetinde kendiyle savaştı, sonra bağrına bastı.
Daha sonra kendini unuttu, kardeş kardeşe çattı.
Esasta bir kastı yoktu, deşarjdı ruhunda ki kastı.

Bu kastında ne olduğunu, az evvel yukarı da söylemiştik.
Deşarj olamamak bizi sıkar, adeta hırçınlaştırır demiştik.
Çünkü atalarımız liderlerini seçerek, deşarj ola gelmiştir.
Onlar bizim atamız, buda genimize kazınmıştır demiştik.

Bu seçimleri yapamadığımız için ruhumuzu sıkmaktayız.
Ruhumuzu öyle sıkmışız ki sanki nefessiz yaşamaktayız.
Buna toplumsal bunalım diyorlar, belki bunalımlardayız.
Güzel günler gelecek, geçmişten geleceği anlamaktayız.

Sözlerin özü, Seçkinler olmadan Seçilmişler neye yarar.
Seçilmiş baş olabilir de, vücut olmadan başlar neye yarar.
Oysa millet, başıyla vücuduyla ayrılmaz bütün değil midir?
Bir bütün parçalanırsa, o parçalar kime ve ne işine yarar.

Bu anlamda tarihimiz de parçalanmıştır, başla vücut gibi.
Baş bir tarafa, vücut bir tarafa, ruhu olmayan ceset gibi
Sanki bütün zaferleri baş olanlar tek başına kazanmışta.
Tarih dediğimiz olaylar, adeta tek kişilik ulu destanlar gibi.

Bu yüzden tarihi olayları, çoğunca yanlış anlamaktayız.
Yanlış anladığımız içindir ki, soru cevapta yanılmaktayız.
Bu bir ortak yanılgıdır, bu yanılsamaya hepimiz ortağız.
Tarih hislerle yazılmış, bunu yazılanlardan anlamaktayız.

Her yanlışta olduğu gibi, tarihimize hissiyat bolca karışmış.
Bolca karıştığından, tarihçiler Seçilmişe hislerle odaklaşmış.
Bunun sonucu olarak tek kişilik destanlar, zaferler yazılmış.
Baş vücuttan ayrılarak, baş kutsal vücut ise piyon sayılmış.

Bu açıdan bakınca, tarihimiz adı üstünde padişahların tarihidir.
Onların hayatına endeksli, saray merkezli Seçilmişler tarihidir.
O yüzden bunun akli (objektif) bir tarih olduğunu iddia edilemez.
Akli tarih bireylerin değil, bireylerden ötede herkesin tarihidir.

Bu objektif tarih, hiç bir zaman yazılmadı ve okutulmadı.
Yazılanlar subjektif olunca, aklın tarihi adeta yasaklandı.
Çünkü akli tarihte, bir kişi kurtarıcı ya da fatih olmazdı.
Aklın tarihinde herkes bir rol oynar, basit rol bulunmazdı.

Gemileri karadan çekenler olmasaydı, İstanbul nasıl fethedilecekti?
253.000 bedel verilmeseydi, Çanakkale geçilmez diye kim diyecekti?
Bunlar bir kenara Analar evlerinde otursaydı, vatan elden gidecekti.
Şimdi kimi kimden ayıracağız ki, bu ayırımlara aklımız olmaz diyecekti.

Israrla vatanı kurtaran kim, İstanbulu fetheden kimdir dedik.
Bu kim sorusuyla birlikte, herkes cevabını zaten veremezdik.
Çünkü kim sorusuyla, cevabı ister istemez bireyselleştirdik.
Soruyla cevabı etkileyip, cevabı baştan kişiyle özdeşleştirdik.

Bu özdeşlik cevabı, birlik ruhuna ve azciyete aykırıdır.
İnsan aciz doğar, aciz ölür, aciz olarakta yaşayacaktır.
Onun içindir ki acizlik insanların asli hakikati olacaktır.
Sonraki gelişmeler dahi, bu asıl olanı bozamayacaktır.

Kısacası makamlar mevkiler insanlara emaneten verilir.
İdare etmekte, o emanetlerin gerçekten en yücesidir.
Fakat bu yücelik bile, o acziyetini değiştirmeyecektir.
Makam gidince emanette gidecek, İnsan aciz demektir.

Bu makamlarla özdeşleştirilen, o makamın ne kadar sahibidir.
O makamın tam sahibi olsa, sahip olanında gitmemesi gerekir.
Çünkü gitmek yani ölmek, makamı sahipsiz bırakmak demektir.
Sahip olan bırakıp gitmez! Bu sahiplik ilkesine tezat bir şeydir.

Sahip olduğumuz şeyleri, bırakarak gideceğiz.
Cümle kadim kalacak, çöp almadan gideceğiz.
En sevdiğimizden, yani bedenimizden sıyrılıp.
Kurda kuşa bırakıp, geldiğimiz gibi gideceğiz.

En temel makamlara, yani bedenlerimize bile sahip değiliz.
Ona bile sahip olamazken, yüceleri acaba nasıl sahipleniriz.
Oysaki yücelik bizlere emanettir, bizler anca emanetçiyiz.
Onun için elimiz boş gelmekte ve elimiz boşta gitmekteyiz.

Öyleyse ne yapılmalı denirse, yapılacak olan bellidir deriz.
İnsanlar aczini bilmeli, kendini bundan soyutlamamalı deriz.
Kaldı ki şöhretli olanlar, şöhretsizlerin ilgisine muhtaçken.
Şöhretsizler olmasa şöhret, acaba kaç saniye sürer deriz.

İşte bu sebeplerden, üstekiler altakilere muhtaç haldedir.
Bu muhtaçlığını anlamadıysa birey, kendini bilmez haldedir.
Gene de birey kendini üst sınıfa koyuyorsa, yani ayırıyorsa.
O zaman eyvah! hata üstüne hata, tekrar ediliyor haldedir.

Bu konu hiç bir şiirde bu kadar açık ve de net yazılmadı.
Nasıl yazılsın ki 2000 li yıllar daha önceden hiç yaşanmadı.
Çünkü şiir yazmanın, yaşamla yaşantıyla direk bağı vardır.
Bu şiir de yaşananlar yazıldı, yaşanmayanın lafı yapılmadı.

Ez-cümle yaşanmayanı yazmadık, ne yaşandıysa onu yazdık.
Yaşananlar duyguları etkileyince, biz duygularımızı yazdık.
Ama en önemlisi de aklımızı, duygularımıza rehber yaptık.
Yoksa duygulara esir olurduk, aklın ışığında özgürce yazdık.

Kader boynumuzu büken de, doğrusu kader eğrisi kader.
Şiiri şiirleyen kalem de, okuyanı kader okumayanı kader.
Seçilmişi seçen seçkide, seçeni kader seçmeyeni kader.
Üstünlük yok kimsede, anlayanı kader anlamayanı kader.
                                               ♥ ♥ ♥

                                        Hepsi Kader !!

Benzer Yayınlar

Seçkinler ve Seçilmişler
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!