31.12.2016

Lilith'in Aşkı!

Ahh Lilith aah !!...
Senin hikayende hüzün kokuyor, ayrılık kokuyor, yalnızlık kokuyor, bu normal değil!
Ne vardı arayı sıcak tutaydın şu Adem'le. Bu kadar diretmeseydin.
O da başka gönüllerde heyecanlar aramasaydı. Olmaz mıydı?
+ Cevap vereyim mi? (dedi meltem gibi bir ses!)

- !!??*
+ Korkma ben Lilith'im, sana zararım olmaz! ^_^




Gel Lilith gel !...

Dağdan aşan seller gibi.
Çölden kalkan tozlar gibi.
Denizde çoşan köpükler gibi.
Gel, gel, gel...

Ayağı incinmiş ceylanlar gibi.
Kanadı kırılmış kumrular gibi.
Soğuktan üşümüş yavrular gibi.
Gel, gel, gel...

Baharla açan tomurcuklar gibi.
Hazanla solan yapraklar gibi.
Fukaralara yağan karlar gibi.
Gel, gel, gel...

Gel ki ömrüm neşeyle dolsun.
Gel ki ruhum şifalar bulsun.
Gel ki gözümde ışıklar olsun.
Gel, gel, gel...

Nasıl isen öyle gel.
Nerede isen çık gel.
Neden deme nice gel.
Gel, gel, gel...

Yoluna halılar serende.
Adına kurbanlar kesende.
Şanına ziyafetler verende.
Gel, gel, gel...

Gel gayrı, tanımayanlar tanısın seni.
Gül gayrı, tanıyanlarda tanıtsın seni.
Gir gayrı, tanışıklarda tartışsın seni.
Gel, gel, gel...

Öyle bir gel ki herkes duysun.
Öyle bir haykır ki ruhlar korksun.
Öyle bir bak ki bakan kendini unutsun.
Gel, gel, gel...

Aklım çok yoktu, yokuluğuma gel.
Ümitlerim bitti, çaresizliğime gel.
Hayallerim yitti, nedensizliğime gel.
Gel, gel, gel...

Akşam gel, sabah gel.
Gün aşmadan kuşlukta gel.
Saatler dursun zamansız gel.
Gel, gel, gel...

Uykumda ürüyama gel.
Uyuşukken uruhuma gel.
Uyanıkkende üzerime gel.
Gel, gel, gel...

Nasıl istiyorsan öyle gel.
İstersen ermiş olup gel.
İstersen berduş olup gel.
Gel, gel, gel...

Her türlü gelişin kabulüm.
Bin türlü deyişin kabulüm.
İtiraz yok, peşin kabulüm.
Gel, gel, gel...

Ben buyum, buyuma gel.
Artık yoğum, yoğuma gel.
İzbedelerdeyim, kuyuma gel.
Gel, gel, gel...

Nedensiz gel.
Niçinsiz gel.
Nasılsız gel.
Gel, gel, gel...

Yakarak gel.
Yıkarak gel.
Yırtarak gel.
Gel, gel, gel...

Delirdim gel.
Deliliğime gel.
Delirttiğine gel.
Gel, gel, gel...

Yeter ki gel.
Yetmez ki gel.
Sen yinede gel.
Gel, gel, gel...


--- ♥ ♥ ♥ ---


Lilitthh !...
Liliitttthhh !...

Nerelerdesin, gene görünmüyorsun çoktandır, buralarda mısın yoksa?
Nerelerdeysen çık gel.

İki laflardık, dedikodu ederdik, bu sanada iyi gelir, bana zaten iyi gelir.

Yalnızlık Quazimodo gibi zindanlarda unutulmaya benziyor, hoş değil.

Bak bana şiir yazmadın demiştin, senin adına yazıldı bu şiir ^_^

İstediğin gibi gel.
İstediğim için gel.
İstemenin aşkına gel.

Nasıl istersen öyle gel.
İster aşk ile yakıp gel.
İster zor ile yıkıp gel.

Sadece gel.
...
...

---

devam edebilir belki.


Gökler Ecesi
Melekler bataklığı
Tanrının masumiyeti

- - -

Yansın dünya!
Yansın ruhlar!
Yansın her şey!

  Bunlar nasıl sorular böyle, nereden geldi aklıma bilmiyorum, kafamda deli sorular dönüyor. 
Tanrı nasıl masum olabilir ki?
Tanrının masum olması demek, vasıflarının da olmaması demek midir? Tanrı gerçekte nedir? 
Bizi kandıran melekler mi? 
Ey Lilith, ey gökler ecesi.
Neredesin!
Her zamankinden daha çok ihtiyacım var sana, sormam gerekenler var, neredesin?

+ Devam edebilir belki mi?
- Hoş geldin, sefalar getirdin.

+ Hiç hoş gelmedim ama...
- Aa! neden ki?

+ Ne zaman çağırdında gelmedim ki, belki devam edebilir diyorsun, çok kırıldım buna.
- Aşk olsun Liltih'm
Ben onu senin için demedim ki, kendim için demiştim.

+ Nasıl yani.
- Zira yazmaktan çizmekten de bıktım, sonu yok, yaz yaz nereye kadar.

Yaşama amacımı bilsem, böyle her rüzgarda savrulmazdım.
Sözlerimde samimi olsam, yazmakla bu kadar uğraşmazdım.
Yaşamakta denmez buna, anca nefes alıp vermek denilir.
Ellerim tabikide boş, ömürden gideni sermaye saymazdım.

Her okuma yazma bilen yazarsa, bu işin sonu nereye varır ki?
Varmadığının ispatı bunca yazılanlardır! diye düşünüyorum bir yandanda.

+ Çok anlamadım gene, bu sorunun cevabı değil ki? 
Benim gelmem senin yazmana sebep oluyorsa, gelmeyeyim o zaman.
- Sorun senin gelip gelmemen değilde, benim yazıp yazmamamdı.
Belki yazarım anlamındaydı o belki.

+ Hahaha, bende bana dedin zannettim iyi mi? 
- Komik olmuş gerçekten, hiç aklımdan bile geçmemiştin, artık kendime nasıl odaklandıysam. :)
Yanlış anlamak, böyle bir şey olsa gerek.

+ Git köyüne o zaman şehirde ne işin var.
- Aynen niyetimde öyle zaten, bu bahar kısmetse kaçacağım buralardan.

+ Yazma çizmede biter o zaman diyorsun yani.
- Aynen.
Yazmamak şiir gibi.

+ Hiç aklın kesiyor mu buna?
- Aaa! niye ki, doğa ile baş başa kalmak, temiz hava, su yiyecekler, ne edeyim ki yazıp çizmeyi. Şehrin gürültüsüde yok, bağ bahçe derken hiç aklıma gelmese gerek yazma çizme işleri.

+ Dışta ki sesler azaldıkça, içeride ki sesler daha çok meydana çıkar!
- ???

+ Diyorum ki sen bu şehrin gürültüsünde bu kadar içseline ulaştıysan, köyün sessiz ortamında daha çok içseline ulaşırsın ve daha çok şey yazma ihtiyacı duyarsın.
Özelliğinin farkında değil misin?
- Hangisinin.

+ Hangisi olacak, yazma özelliğinin tabi, eğer o şey hangisiyse onu yazmadan sana rahat yok, bunu biliyorsun, bunu da bile bile, yazma çizmeden kurtulacağını mı sanıyorsun?
- Uff! hiç iyi demedin bunu.
Arabinin hastalığı da bu!
Yazmadan duramıyormuş, hastalanıyormuş.

+ İyi veya kötü, şehirde bir işin kalmadıysa, demek ki bir sonra ki aşamaya geçtin demektir.
- Yeni şeylerde yeni bilgiler demektir, sanırım dediğini anladım. Bana gene rahat yok desene o zaman.

+ Benle konuşuyorsun, sana daha nasıl rahat olsun ^_^
- Hahaha,
Senle konuşmak inan en rahat olduğum şey diyebilirim, keşke her şeyim böyle olsa idi. 

+ Teşekkür ederim, onur duydum.
İşte sırf bunun içinde yazacaksın. Köyde, dağ başında, çölde, hiç fark etmez.
- Karnıma ağrılar girdi iyi mi.

+ Dur sana hazır gelmişken konu açayım, dedikodu edelim biraz. Hem sanada malzeme çıkmış olur. ^_^
- İşte bu!
Mistik dedikodu gibisi yoktur!

+ Hem yazmaktan bıktım diyorsun, hemde bilgi için ölüyorsun, tezatlık yok mu burada.
Bilgi rahatsız eder, illa ki dışarı çıkmak ister. 
Hiç halden de anlamaz, iki elin kanda da olsa o çıkmak ister.
- Ama dedinya, bu özelliğin var diye, madem kader değişmeyecek, öyleyse pilavdan dönmek yakışır mı?
Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın :)

+ İnsanın neden akıllanmadığın, geri kaldığının örneği gibisin.
- Anlamadım diyeceğim ama çokta iyi anladım, pek hoş olmadı gibi.

+ Yani diyorsun ki hep beni methet, öv, beni düzeltmeye çalışma!
- Aa! asla öyle bir iddiam yok, haklısın, düzelt beni Lilith! 

+ Hâh şöyle yola gel.
- :)

+ Muhammedden bahsedelim mi?
Daha önce İsa'dan söz ettim, birazda ondan bahsedeyim istersen.
- Hımm. İlginç olur aslında ama bence bahsetme.

+ Neden?
- Nedeni basit değil mi?
Adamın gizli bir aşk hikayesi var ve bir din ile üzeride örtülmüş, bu örtüyü değil kaldırmak, lafını bile yapmak yasak.

+ Mesela?
- Meselası şu ki hem inanan hemde inanmayanlar için Muhammed'in aşık olması imkansız bir şey, çünkü onların hayallerinde ki Muhammed ya sahtekar, ya da Allahın sevgili konumunda.
Yani o aşık olmamaz!
Her ikisi içinde insan değil o!

+ Ama ya aşık olmuşsa, ya herkes yanılmışsa, ya herkes onu zerre tanımamışsa.
Asırlar önce olanları gözleriyle görmüşler mi? 

Kim görmüş!
Nedir bu kesin bilme olayı!
- Tanımadıkları kesinde, sanırım beni deniyorsun sevgili Lilith.

+ Sınama demeyelimde, sohbetin kıvama gelmesi diyelim.

İsli duvarlar da hayaller dolaşır, puslu aynalar da sûretler oynaşır,
Sevdalılar da hasretin içinde yollarını gözleşir!
Bakar... Bakar... Bakar... ve dahi yine bakar !...
- İKİ AŞK! şiirimden bu.

+ Bu iki aşkı bu kadar özel yapan sence nedir?
- İkisinin de üstü din ile örtülmüş, bundan daha özel bir şey göremiyorum.

+ İyi düşün!
- Demesi kolayda azcık bir ip ucu versen bağlantıyı yapacağım ama şu an adeta hayalimin sınırında duruyorum, ötesiyse karanlık.

+ Düşünsene, din çok önemli ama genede onlar aşklarını yaşıyorlar, din bile engel olamıyor. 
Ayrıca Tanrıda o kadar engellemesine rağmen gerçekleşiyor bu olaylar.  
- Oyy oy oy! 
Şimdi anladım, jeton anca düştü.
Daha ilerisini anlatmayacaksın değil mi?

+ Niye ki kaç saattir seni bu noktaya getirmeye çalışıyordum, mesele tam kıvama gelmiş durulur mu?
Asırların birikmiş dedikodusunu şimdi yapacağım, bu fırsat kaçar mı?
Sen ne dedin, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. 

Öyleyse,
Yansın dünya!
Yansın ruhlar!
Yansın her şey!
- Yansın anasını satayım!

Bir şey diyebilir miyim?

+ Söyle bakalım ama ortamı soğutma, demir tavında dövülür, tavın ayarını kaçırmayalım. ^_^
- Hahaha
Ben ilk hikayeni duyduğumda, senin için üzülmüştüm, içerlemiştim ama görüyorum ki senin için üzülmeme hiç gerek yokmuş. 
Helede bu eğilemeyen, bükülmeyen, ezilmeyen, demir kadın görünümün varken, bundan sonra sana değil, anca senin karşındakilere üzülürüm, o da neyle uğraştıklarını bilmedikleri içindir anca.

+ Hahaha
Aslında çok eğdiler, bükdüler, ezdiler ama her ezilenin zamanla başına gelen şey banada geldi.
- Nedir o!

+ Ezile ezile, artık ezilmek seni etkilemiyor, seni üzmüyor, çaresizlik kendi içinde çarelerini öğretiyor.
- ve eğilmez, bükülmez bir hale böylelikle geliniyor öyle mi?

+ Kader eziyorsa vardır sebebi.
- Gelelim artık şu kadere sevgili Lilith'im, tavın ayarı kaçacak gibi bak!

+ Geldiğide Kader, gelmediğide kader.
- Yani, olduğuda kader, olmadığıda kader öyle mi?
Oysa söylene gelen, olduğu kadar olmadığı kader!

+ Çok biliyor onlar!
Olduğuda kader, olmadığıda kader!
- !! ...

+ Korkma korkma, mevzuyu kader deyip anlatmamazlık etmeyeceğim, ama belli mi olur, belkide edebilirim.
- Yaa a! Lilith !!...

+ Hahaha
- Tüm zamanlarda alamadığın en büyük keyfi, benden alıyorsun değil mi?
Beni böyle ezim ezim ezmek, kapında bekletmek, çok zevkli olsa gerek.

+ Ya ne bileyim, uzun süredir, hatta doğrusu asırlardır böyle bir şeyler yaşamadığım için, insanî özelliklerim yitmiştir diye düşünmüştüm ama görünen o ki sapa sağlam yerinde duruyorlar.
- Şansa bak ki o da bana denk geldi.

Göklerin ecesi, insanlaşıyor !!...

+ Hahaha, öldüm gülmekten iyi mi, gözlerimden yaşlar geliyor ^_^
- Sen gülmekten öl, bende burada zaten kahrımdan öleyim, ölüşelim gitsin. :)
Zaten bunları kimseyede anlatamam, yaşamak ne ki, bir kibrit çak gitsin.

+ Dur hele yav, acele etme yakacağız ama önce kendimizi değil, alemi yakacağız.
- Bu gidişle alem yanmadan önce, için için yanmaktan kesin kül olup gideceğim. 
Gayri aleme küllerimi savurursun.

Farkında mısın?
Hitap şeklin bile değişti.
Göklerin Ecesi argoda konuşmaya başladı. :)

+ Takılma öyle şeylere, asırların birikmişini senin yanında atmışım çok mu?
- Haklısın.

+ Şimdi Tanrı neden engelleyemedi bu aşkları, buna gelelim.
Bundan sonra duyacaklarını, bundan önce duyan olmadığı gibi, dile getirende olmadı.
Bunları bir daha duyacağını da sanmıyorum.
O yüzden dikkatle dinle, bunun ikincisi bir daha olmayabilir.
- Ne diyeceksin bilmiyorum ama şuan acayip derece gerildim, duyacaklarım çok tuhaf şeyler olacak, sadece onu biliyorum.

+ Tanrı adına insanları kandırdılar, hatta Tanrıyı bile kandırdılar.
- Neyyy... nasıl yani.

+ Duydun işte, Tanrı adına insanları kandırdılar.
- Kim?

+ Her şeye baştan başlayayım.
Daha öncede Tanrının bir yazılım olduğundan bahsetmiştim, o da sonuçta bir kaderin sonucunda olmuştur. Yani Tanrı bile yaratan değil, yaratılandır, fakat onun yaratılan olması, onu zayıf, güçsüz etmediği gibi, Tanrısallığınıda etki etmez, çünkü o Tanrıydı, onsuz bir hayatta olamazdı, nihayetinde yazılımsal olsada o vardı, kaderde vardı çünkü.
Bu açıdan bakınca Tanrı var/yok diyenlerin ikiside yanıldılar. İkiside hayallerin de ki Tanrıyı göre hareket ettiler. 
Gerçekler böyle değildi tabi.
- Anlıyorum, bunu daha öncede anlatmıştım, yanılan yanılana yani.

+ Öyle bir taraf haklı, öteki taraf haksız diye bir şeyde yok, ya herkes haklı, ya da hiç kimse.
Kandırılan da kandırıldığının bilincinde olmazsa, bilinçsizliğini bilinç zanneder ki olan da tam anlamıyla budur.
- Yani.

+ Tanrı bu dünyaya hiç gelmedi, aslında sizin evreninize veya bildiğiniz hiç bir yerede gelmedi, o çok başka bir boyutta idi, o sadece Tanrısallığının verdiği bilgi ile etrafındakilere dedi ki dünya diye bir yer var, gidin arayın bulun, orada bir hayat inşa edin, size gereken bilgileri vereceğim ve varlığımdan onlara haber de etmeyin, buna hiç gerek yok dedi. 
Bana ulaşamadıklarında, çaresiz kaldıklarında, başları her derde düştüğünde, benden yardım isterler, buna alışırlar, hep isterler. Çünkü akıl ve fikirleri olacak, kendi yollarını kendileri bulabilirler. Bu donanımlara da sahip olacaklar.

Eğer benden haberleri olursa, bu onları iyice şımartır, tembelleştirir, alışkanlık eder, her şeyde benden yardım isterler ve kendileri yapmak zorunda kaldıkları şeyleri bile yapmazlar.
Oysa ben onların kendi başlarının çaresine bakmalarını istiyorum dedi.
- Hakikaten çok ilginç, aynen de böyle oluyor.
Afikada açları bahane edip, herkes Tanrı nerede diyebiliyor. 
İnananlar Tanrı öyle istemiş diyor.
İnanmayanlar da hani nerede Tanrı diyor.

Sonuçta kimse taşın altına elini koymuyor.
Bir şekilde herkes Tanrıya havale etmiş, bekliyorlar.
Vay be!
Tembelliğe bak!
Kendi yapacakları işleri bile Tanrıya havale etmişler.

+ Tanrı kendinin bilinmesini bu yüzden de hiç istemedi, başka bir sebep daha var.
- Ama şimdi bilinmiş, deşifre olmuş, düzeltseya bu işleri.

+ Henüz daha bilinmiş bir şey yok, ayrıca müdahale etmek korkakların, güvensizlerin işi değil midir?
 Oysa o kendini bildirmediyse sebebi şu olabilir mi?
O insanlara güveniyor, yarattığına güveniyor! Nihayetinde potansiyeli var insanın, yolunu bulacaktır.
- Haydaa! 
Peki ya bu bildirenler neyi bildirdi, niye bildirdi, dertleri neydi?

+ Sorunda oradaya.
Melek denilen o elçiler, insanlara hiç bir zaman iyilik etmediler. 
- Niye ki?

+ Neden çok basit, kıskançlık!
- Kıskançlık mı?

+ Aynen.
Melekler insanları çok kıskandılar.
Düşünsene İnsanlar Tanrıdan bi-haber yaşayabileceklerdi, bunu hazmedemediler.
Öyle ki Tanrı çok kıskançtır diye, bunu kutsal metinlere de geçtiler ki amaçları insanları kandırmaktı.
Oysa kıskanç olan bizatihi kendileriydi, Tanrı değildi.
Yersen melekler masumdu!
- Acayip bir şey bu.

+ Sözüm ona bu iyilik melekleri, Tanrının emriyle hareket ediyorlardı, Tanrının emirlerini insanlara iletiyorlardı, lakin bu da koca bir yalandı.
Çünkü Tanrı onları buraya gönderirken, onlara kendinin gizlenmesini söylemişti, bu açıktı, fakat onlar bunun tam da tersini yaptılar.
İnsanları gaza getirmek için, "Tanrı, insanı kendi sûretinde yarattı" filan dediler.
Oysa Tanrının bir sûreti yoktu ki!
Fakat insanları kandırmak adına bu yola giriştiler, daha çok böyle şeyler var.

"Tanrı, insanı kendi sûretinde yarattı" zaten Tanrının sözü olamaz ki, bunu Tanrı dese, "Ben, insanı kendi sûretimde yarattım" derdi. 
O yüzden kutsal denilen metinler, Tanrının sözü değil, o elçilerin sözleridir.
Olayı anlayabiliyor musun?

- Breh breh breh.
Elçilerde amma sıkıntı varmış.

+ İnsanlar iyi düşünecek, her duyduğuna doğru demeyecek, peşinden gitmeyecek, nihayetinde irade denen şeyleri de var. Daha önemlisi akıl denen şeyleri de var ki iyi düşünecekler.
Doğrular ne kadar doğru!
- İnsanlar doğrularını yargılamıyorlar ki?

+ Yargılayacaklar!
Yoksa gerçek denen şeyi rüyalarında bile göremezler.
- Gördük diyorlar.

+ Hayal görüyorlar.
- Bu şartlarda görmelerinin mümkünatı yok gibi, baksana işin içinde işler varmış.
Tanrı bilinmesini istemiyormuş. Çok ilginç hakikaten.

Bundan emin misin sevgili Lilith!

+ ^_^
Noter mi getireyim, aklına vur, ölç tart, karar ver ya da verme.
- OK.
Meleklerin kıskanmasını da çok anlamadım, insanın neyini kıskanıyorlar ki?

+ Neyini olabilir?
- Aklı mı?

+ Değil.
- Gönlü?

+ Değil.
- Bilemeyeceğim.

+ İnsanın en zayıf yönü desem.
- Ölümü mü?

+ Acizliğini kıskanıyorlar.
- Yok daha neler !...
Acizliğin neyi kıskanılabilir ki?
Benimle eğlenmiyorsun değil mi?

+ Aşk olsun!
Kendi açından bakma meseleye, bir de onların penceresinden bak. 
Her türlü bilgiye, donanıma, gücede sahipler ama sahip olamadıkları yegâne şey, acizlik.

En güçlü yanın, aynı zamanda en zayıf yanındır.
En zayıf yanın, aynı zamanda en güçlü yanındır.
- Haydaa! 
Acizliğin bu kadar kıymetli bir şey olabileceğini, aklımın ucundan bile geçiremezdim.

+ Hahaha
Hiç düşünmedin değil mi bu meseleyi.
- Ne yalan söyleyim, hiç düşünmedim, hemde hiç!
Kim düşünebilir ki?

+ Mesele orada zaten düşünülmeyeni düşüneceksin.
Önüne hazır gelenden, doğduğunda hazır olan bilgiden kaçacaksın!
- Gurk!!

+ Diyelim ki her türlü güce sahipsin, ne istesen oluyor, ama bir şey var ki o hiç olmuyor.
Ne yaparsan yap, ne edersen et o olmuyor, bu öyle bir şey ki, bu aslında Tanrıda bile olmuyor.
- Hayal mi?

+ Bu da doğru sayılır, haklısın, bu da kabul ama bundan dahada derinde bir şey var, insanı insan yapan, onu tüm her şeyden ayıran bir şey var.
- Aşk mı?

+ Evet, bahsettiğim şeyin adı Aşk!
Öteki türlü hayalde kuramıyorlar, zaten hayal kuramadıkları içinde, aşıkta olamıyorlar. 
Aşık olmak için, hayal gücüne de gerek var çünkü.

Aşk, acizliktir.
Aşk, çaresizliktir.
Aşk, kimsesizliktir.

İnsan acizliğinden dolayı aşık olur, güçlü insan aşık olmaz/olamaz, anca sahip olur.

Gerçekten seveninin olmadığı, menfaate dayalı bir şey asla aşk olamaz.
Arada ki farkı iyi anla!
- Meleklerin kuyruk acısını şimdi anladım.
Her şeye sahip olmak yeterli bir şey değilmiş demek ki, aksi gibi her türlü gücün var ama acizliğe sahip olamıyorsun, vay be...

+ Güç öyle bir şey ki zamanla kendini yer bitirir, sıradanlaşır, her şeye sahip olmak anlamsızlaşır.
- Ama meleklerde böyle olmamış anlaşılan.

+ Evet, halen daha diretiyorlar, pes etmediler, etmezlerde. Onların suçu büyük, Tanrı adına çok şey yaptıkları gibi, Tanrıyı da dinlemediler.
İşin tuhafı geri adımda atamıyorlar, güç başlarının belası olmuş durumda, zararın neresinden dönersek kârdır da diyemiyorlar.
- Battıkça batıyorlar mı? yani.

+ Aynen öyle. Bunun adı BATIŞ!
Dahada batacaklar. 
Onlar battıkça da insanlık yükselecek!
İnsanın kaderi insan olmak, bundan kimse kaçamayacak!
- Vay anam vay!
Büyük aşkların üstünü din ile örtmelerinin sebebi varmış demek ki, Kıskançlık!
Ne diyebilirim ki tam bir trajik durum bu.
Senin deyiminle bataklık.

MELEKLER BATAKLIĞI !!

+ Öyle bir kıskançlık ki hem kendilerini devreden çıkartıp, direk Tanrıyı hedef göstermek, hemde Tanrı aşkın üzerini örttü gösterip, Tanrıyı suçlu göstermek.
Diğer yandan din diye bir şey icat edip, Tanrıyı haber etmek.
Ve kendilerini de aradan sıyırmak!
Zekice plan değil mi?
- Oyy oy oy!
Adeta doğrular ile insanlar kandırılmışlar.

Aslında bu kadar plana ne gerek vardı ki? Madem gücün vardı, aşıkta olmayıver, nasıl olsa zorlada sahip olunduktan sonra, aşkın ne esprisi kalacak ki?
Nihayetinde aşkta sahiplenme gibi bir şey değil mi?

+ a benim sâf Felasifem!
Aşk sahiplenme olsaydı, aşık olan gayrı ne varsa silmezdi, ama aşkta silme var. 
Aşkta Tanrıyı bile silersin.
- !!??

+ Tanrıyı unutmanın iki yolu var. 
Ya hiç adını anmayacaksın, ya da aşık olacaksın!
- Şu an buz kestim, bedenimi hissetmiyorum iyi mi!
Onlar Allahı unuttu, Allahta onları unuttu!

+ Aynen
İlk yol çok zor, zira çevrende her zaman birileri onu hatırlatır, zaten doğduğun andan itibaren Tanrı ismi her yerde anılır. İsimler hazırdır. Bu kadar anılırken unutmak çok zor olur.
- Hakikaten ya, Tanrıya inanmayanlar bile onu anar, böyle bir ortamda ismi unutmak nasıl olacak?

+ Hayalde yaşatılan bir şey gerçekte yoklanamaz, ondandır ki Tanrıya inanmayanlar bile, onu ismen yaşatır. Olay zaten isimler dünyasında kopar. Çünkü ona inananlarda ismen inanır.
- O zamanda unutma gerçekleşmez öyle mi?

+ Aynen.
Dediğim gibi unutma iki türlüdür, biri ismi anmamak öyle unutmak, diğeride aşık olup öyle unutmak.
Aşkın ne özel bir şey olduğunu anladın mı?
- Anladım anlamasında ama bunları kötü bir şey olarak öğrettiler.

+ Tanrı ile kandırmak dediğim buydu.
Dediğim gibi planları zekiceydi, kendilerince bir doğru yarattılar ve herkesi de ona inandırdılar.
İp çekildi, tuzak kapandı!
- Ya Şeytan!

+ Şeytan belli değil mi?
- Ne diyebilirim ki nutkum tutuldu resmen.
Herkes melekleri masum bilirken, meğersem Şeytan onlarmış.
Hatta Tanrı, Şeytan diyenler bile var ama Meleklerin Şeytan olması, akılara zarar.
Bu işte, tam ters köşe gerçekten.

+ Doğrular yargılanmazsa olacağı budur.
- Göklerin ecesi, sana saygım bir kat daha arttı, harikasın.

+ Ne dedik, dedikodunun dibine vuracağız bu gece ^_^
- Hahaha, gönder gelsin ne varsa.
Bunlar dedikodu ise, gerçekler nasıldır acaba, şaştım kaldım.

+ Şaşmalısın zaten, hayretler etmelisin. 
Bunlar yoksa hiç bir şeysin.
- Bunu fazlasıyla başardın, hayretler içerisindeyim emin olabilirsin :)
Şunuda söyle tamam olsun, Tanrı masum muydu?

+ Ya ne sandın.
- Tamamen iptalim ben.

+ Hahaha,
- Cidden iptalim, şebeke çekmiyor.

+ Hız kesmeyeyim o zaman, tam gaza devam.
- Laf ağızdan çıktı bir kere, dinlemeye devam...

+ Tanrı sizin anladığınız şekilde bir Tanrı değildi zaten, Cennet Cehennem yaratacak, birilerine düşman olacak, her yerde olacak vs. değildi.
En önemliside o kendini bildirecek, kendine taptıracak hiç değildi.
Tanrı böyle işlere karışmaz ki, bu Tanrısallık değildir ki. 
- Banada saçma geliyor bu.

+ Aslında Tanrı konusunu fazla irdelemeyede gerek yok, zira insanın esas sorunu bu değil. Dediğim gibi o zaten bilinmesini istemiyordu ki, bilinmeye ihtiyacı yok ki, bilinmek arzusu zaaf demektir. 
Aynı şekil insanında onu bilmeye bir ihtiyacı yoktu.
Aslında Tanrı genede bilinmedi, bilinen şey hayalden başka bir şey değildi.
Başka değişlede Tanrı, başka bir Tanrı anlayışı ile örtüldü.
- Çok ilginç.

+ Dediğim gibi irdelenmesinin hiç bir anlamı olmayan bir konu bu.
O bilinmesini istemedi, olay kısaca bu.
Çünkü o istense de bilinemezdi. Çünkü o bir bilinmezdi.
Bilinmez bilinebilir mi?
Bilinince bilinmezliği kalır mı?

Melekler genede onun bilinmezliğine, farkında olmadan hizmet ettiler. 

Mesele bu kadar basit.
- Peki Tanrı vardır diyenlerle, yoktur diyenler!

+ Bir yönden ikiside haklı, bir yönden de ikiside haksız.
- Hahaha,
Politik bir cevap oldu sanki bu.

+ İnsanlığın bu var/yok savaşında kazanan yok, hiç bir zamanda kazananı olmayacak, daha ne diyebilirim ki?

Tek kazanan var, Melekler, yani imzanda ki Tanrılar!
Bu KAOS 'u çıkaranlarda onlar, besleyenlerde onlar.
İMANDA İNKARDA, onların çıkardığı İKİLİK.

Şimdi bunun hangisi kazansa, gerçekte kazanan bu sistemin sahipleri olmaz mı?
İmzanda ki VİZYONİK TAKLAYI attıranlar kimler?
Onlar.

Öyleyse her türlü tartışmalarda da anca onlar kazanır.

KAOS 'u sürekli besliyorlar, iyi düşün!
KAOS 'tan da besleniyorlar, ötesi var mı?
- Yolun sonu.

+ Son hiç bir zaman yok, lakin aşamalar var.
Sana başka ilginç bir şey söyleyeyim mi?
- Cevabımı biliyorsun :)

+ İbni Arabi'yi biliyorsun, nasıl öldü o!
- Bildiğim sizin taptığınız ayağımın altında dediği için öldürülmüş, gerçi başka şekilde de öldürüldüğü anlatılıyor, rivayet muhtelif yani.

+ Arabi, sizin taptığınız ayağımın altında dediği için öldürülmedi, ama o sözü söylediği için yargılandı.
Savunmasını yaparken de ilginç bir savunma yaptı.
Ben o sözü söylerken bilinçsiz, sarhoş bir halde söyledim, insan bilinçsiz söylediği sözlerden, suçlu bulunamaz diye bir savunma yaptı ve savunması haklı bulundu. Ama genede söylediği sözler olsun veya yazdığı bazı kitaplar olsun, düzeltme yapılması istendi. O da bazı düzenlemeler yayınladı, kısacası o sözden beraat etti.
- Hakikaten ilginçmiş!
Zira Arabi çok hızlı kitap yazıyor, noktalama kullanmıyor, aynı zamanda hiç müsvettede kullanmıyor, kitap bittiğinde hakikaten bitmiş oluyor.
Tabi kitap yazamadığı zamanda da hasta oluyor, o kitapları yazmaya mecbur kalıyor. Anca o zaman rahatlıyor, kısa zamanda gene bu kısır döngü başa sarıyor ve gene yazıyor, yüzlerce kitap yazmış ki hiç şaşılası bir durumda değil.

Ama bu bilinçsizlik meselesi, hakikaten ilginç.
O sözü bilinçsizce söyledim diyen, ya o kitapları da bilinçsizce yazdıysa!

+ Hah, aynen benimde demek istediğim buydu, bu kadar hızlı kitap yazan biri, aklından mı yoksa, başka bir yerden duyarak mı yazıyordu?
- Yani katip miydi?

+ Aynen.
- Kime katiplik ediyordu?
Melekler dersen, düşüp şuracıkta bayılabilirim.

+ Tabiki onlar!
- Yandı Çukurova yandı!

+ Ne dedim baştan.

Yansın dünya!
Yansın ruhlar!
Yansın her şey!

- Bu kadarda yakılmaz ki her şey!

+ Yakmak dediğin böyle olur.
Ya her şeyi yakacaksın, ya hayallerinle yaşayacaksın!
- Arabide gitti desene. Bunu demeyeydin iyiydi =)

+ Meseleyi tam anlamadın galiba.
Mesele doğrular yanlışlar meselesi değil, mesele yanıl(t)mak meselesi.
- İnsanlar doğrular ilede yanılır mı?

+ Ya ne sandın.
Arabi'nin söylediği çoğu şeyin doğru olması, onunda yanılmadığı anlamına gelmez.
Yanılmak istemeyen doğruları bile yargılayacak, karar vermeyecek, başka çaresi yok.
- Hiç insanların yapacağı bir şeye benzemiyor bu.

+ Yapmazsa kendi bilir.
Hayalleriyle yaşar ve onlara iman eder durur.
- Anladım.
Peki Tanrıyı unutmak!
Ben artık epeydir böyleyim diyebilirim, unuttum onu, Tanrı ile bir işim kalmadı, senin söylediklerine bakınca, bunda da yanlış yapmadığımı anlıyorum. Bu konuda ne dersin.

+ Denilecek bir şey yok, unut gitsin, çünkü o zaten peşin unuttu. ^_^
Tanrı varsa da unuttu, yoksa da unuttu.
- Zalimlik denebilir mi buna!

+ Niye ki?
- Ne bileyim, Tanrı yarattığını yalnız bırakacak, ona hiç yardım etmeyecek filan, bu pek Tanrısal gibi durmuyor.

+ Yani mecbur öyle mi?
Hayalde ki Tanrı bu!
Yani insanlaştırılmış Tanrı!
Yani elçilerin servis ettiği Tanrı!

İşte bu mecburiyeti olmadığı için, o bilinmesini zaten istemedi. Çünkü böyle bir mecburiyeti yoktu, olması demek zaten zaafiyetti.
Tanrısallık zaafiyet kaldırmaz.
- Unutmak zaafiyet değil midir?

+ Hahaha,
Tabiki de değildir. O Tanrısal bir meziyettir.
İnsanda da vardır o.
Yaratmak ve unutmamak asla yan yana gelemez.
Yaratıyorsan unutacaksındır!

Ruhlarında hafızası yoktur, dolayısıyla geçmişi yoktur, sürekli "an" da yaşamak gibi bir durumları vardır. Geçmiş yoksa acı yok, ızdırap yok.
İnsanlar niye acı çekiyor?
Unutmadıkları için!
Hayat sadece acılardan mı ibaret?
- Ne bileyim unutmak biraz sorumsuzluk gibi geliyor bana.

+ Tanrı hiç bir şeyi unutmaz öyle mi?
Bu hayal işte, kurtul bundan. 
Tanrı bir çeşit yazılım dedik ama o bir makine de değil. 
Belli görevlerini harfiyen yapacak, neye programlandıysa onu uygulayacak, öyle bir makine değil.
- Kısaca desene şuna, Tanrıdan fayda yok!

+ Hahaha,
Arife tarifte gerekiyormuş demek ki ^_^
- Normalde gerekmezmiş ama senin bu söylediklerinden sonra, ortada bir Arifte kalmasa gerektir.
Bildiğim ne varsa, sayende hiç biride bir işe yaramıyormuş onu anladım.

+ Ne yapacaksın doğruları ki?
Doğrular üzere yaşam kurmak, kendini garantiye almak demektir, lakin garanti diye bir şey yok.
Hayat nehrinde akışa bırak kendini, baraj inşâ etmeye çalışma.

İnsanların en doğru bildikleri şeyleri, işte sana ne kadar yanlış olduğunu da anlattım.
Doğru anca yanılmaya yol açar.
- Demesi kolay.

+ Ben söyleyeceğimi söyleyeyimde, gerisi sana kalmış.
Sonra arkamdan Lilith beni kandırdı, kafamı karıştırdı diye küçük forumlarda lafımı edersin filan, neme lazım.
Benden söylemesi.
- Aşk olsun.
Beni sen kandır.
Nasıl olsa herkes kandırılmış.
Sende beni kandırmışsın, çok mu? :)

+ Hahaha,
Galiba iyi bir şey dedin.
- En azından niyetim iyiydi.


Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
- Sanırım gitme vaktin geldi.

+ Vakit geldi, söz tükendi.
- Her iyi şeyin başına gelen şey bizede geldi.
Sohbet bitiyor, hasretin yelkenleri açılıyor.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

+ Olayı dramatik hale getirme.
Unut dediğimi unuttun mu?
- Hiç işime gelmiyor ki?

+ Hahaha,
Öyle veya böyle zaten unutacaksın.
- Unuttum öyleyse seni

+ Bende seni.
- Sen kimdin?

+ Lilith!
- O kimdi ki?

+ Hahaha,
- Hahaha,

---- BİTTİ -----


Bu yazı tamamiyle hayali bir KURGU 'dur.


+ Kurgu mu? Bu ne demek şimdi
- Hayat zaten bir kurgu değil mi?

+ Buna mı inanıyorsun?
- Böyle yaşıyorum, ötesini bilmem.

+ Tuhaf bir bakış açısı, ne yani şimdi bende mi kurgu olmuş oluyorum, bunca söylenenlerde?
- Ayırmadım sen, ben, o !

+ Ben böyle hiç düşünmemiştim, sen niye böyle düşündün ki?
- Bu benim dünyam, daha doğrusu böyle bir dünyada yaşayan biri oluyor o ben
Yaşam bu kadar çeşitliyken, herkesin aynı olamayacağı bilincine ulaşmanın verdiği bilinç, nötr olmak yani.

+ Herkese aynı şey de olmayacak yani diyorsun.
- Öyle.

+ Hakikaten ilginç. Böyle bir şeyi ben bile düşünmemiştim.
- Düşünülmeyeni düşünmek, insan en çıplak haline bakması gibi.

Büyük bir utanç hali.
Ben bu muyum!
Bunun örtülmesi gerekiyor!

Kimselere anlatılamayacak kadar fena bir hal.

Gerçeklik dediğim bu hayatın, rüyada gördüğümden de hiç bir farkı yok!
Bu gerçekliğimden de uyandığımda-ki uyanmıştım-aslım hiçlikmiş, aslımı görmüştüm.

+ Ee! sonra!
- Olup olabileceğim bir şey yok, "ben" diye bir şeyim olmayacak, şu an seninle bile konuşmam, hiçliğin kıyılarında olduğumdan dolayıdır. 
Son engelim sensin!

+ Ne demek istedin anlamadım iyimi. 
Birde kendimi zeki görürdüm, insana dair her şeyi bildiğimi zannederdim, çok ilginçsin gerçekten. 
- =)
Bir rüyayım ben!

+ Rüya isen uyanacaksın demek değil midir bu?
Uyanacaksan da niye hiç olacaksın ki?
- Rüyamda bir şeyler yaşıyorum değil mi? 
Peki o olan şeyleri hemen unutmasam bile, uyandıktan sonra çok kısa bir sürede unutuyorum değil mi?

+ Evet
- Peki nerede onlar!
Hiç olmadılar mı?
Hiç yaşanmadılar mı?
Hoyratça yaşandılar ve bittiler mi?
Bu mudur?

Orada sürekli bir prova yapıyoruz!
Hayatı boyunca bunun provasını yapan biri, nasıl hiç olmam diyebilir.
Bir rüya değilim diyebilir.

O provaların boşa olmadığının idrakiyim.

+  Enteresan.
- İşte bu yaşam da rüyam gibi hiç olacak ve ben hiç olacağım.

Bu bene dair ne varsa hepsi hiç olacak!
Bu yazıştıklarımız bile hiçlenecek, daha ne diyebilirim ki.

Hiç yaşanmamışlığın koynunda, kaderi beklemek!

+ Hiçliği tek kelime ile nasıl tanımlarsın.
- İsimsizlik!

+ Senden korkuyorum artık.
- Hahaha,
Bir gün hiç olacak birinden, yani bir hiçten mi korkuyorsun?

+ Sen korkmuyor musun?
- Kendimden mi?

+ Hayır! Hiçlikten.
- Ebedi bir ben 'e sahip olacağım düşüncesine sahip olsaydım korkardım, ama öyle bir şey olmayacak ki?
Rüyalarımda kaybetmişim nice yaşamları, korktum mu?
Aradım mı?
Özledim mi?
Kaç kere ölmüşüm, 1 kere üzüldüm mü?

Bu benliğime geçince, geçmiş olan ben 'im nerede? yitti gitti !... 
Onun için 1 damla göz yaşı döktüm mü? hiç!

Tıpkı bir kumarbaz gibi, kaybetmeye o kadar alıştım ki bu ben'i de kaybetmişim problem değil.

+ Bir kerede kazanmaya oynasan, hep kaybetmek kaybetmek, bu nasıl kumar?
- Bu kumarı ben oynamıyorum ki.
Kullanım süresi dolan bir ben'in tedavülden kalkması, olay bu.

+ Ayy! yeter, içim daraldı. Bu ne biçim sözler böyle.
- Ne yapayım merak edip geri dönen, soran sen oldun, bende söyledim.

+ Neyse, gitmeden güzel bir sözle bağla istersen.
- Beni hatırla!

+ Bu mu güzel?
- Anlamlı, yani özel!
Beni hatırlayabildiğin son noktaya kadar hatırla,

Ben seni hatırlayacağım çünkü!

+ Buda çok hüzünlü oldu ya, ağlayacağım neredeyse!
- Benim yerime de ağlayabilirsin diyeceğim ama gerekte yok ki.
Üzme kendini nasıl olsa unutacaksın!
Ben de unutacağım.
Öyleki unutmayı bile unutacağız.

Ziyan etme gözyaşlarını.

+ Gidiyorum ben, artık dayanamayacağım.
- Güle güle, göklerin ecesi.

+ ^_^
- ^_^



--- 0 ---

AŞK ÖLSÜN !...
- Sesim, yazım kadar iyi olmasada bu türküler sana gelsin Lilith !... 
Bunlar senin için olsun.
Zaten hep sana yakılmış bunlar, Leyliler, Leylim leyler, Leylalar
Hepsi sana kinaye, hepsi sana özge!

Ne kadar gizemli, bir o kadarda özlenilen, sinelerde gizli olan, aranılan o kadına olsun!

Göklere bakmakta acep, senin özleminden dolayı mı bilemedim?
Gözlerim niyeyse hep semaya takılıyor.
+ Bilemeyecek ne var tabiki de ondan. ^_^

- Oo! hoş geldin, safâlar getirdin.
Doğru yere bakmanın, doğru şeyleri söylemenin sevinçlerindeyim yine =)
+ Beni getirecek bir yol illaki buluyorsun, bu seferde türküler mi?

- Bunlar senin için yakılmışlar, biliyorum.
+ Bana olan özlem.
Bende adına şarkılar yakılacak kadın olmanın seviçlerindeyim.

Ben göklerinin ecesiyim, semalarının kraliçesiyim.

Erkek milleti tabiki de beni arayacak, göğü tarayacak!
Ben onlara oradan görünmüştüm.

- Astronomi merakı senden kaynaklı olsa gerektir!
+ Herhalde yani. ^_^
İnsan burnunun önüne bile bakmayı bilmezdi ki
Kaldı ki yukarılara bakacak, beni arayacak!

- Hahaha,
Elan daha bilmiyor benim gördüğüm =)
+ Hahaha,
Ben latife yaptım zaten.

- Bu gidişle bileceğide yok gibi, öyle mi?
+ Öyle.
Ama genede içinde tek tük çıkıyor, zaten meselede onlar.

- Ya ötekiler
+ Ötekiler önemli değil.
Bu o tek tüklerin hikayesi ve benim hikayem, ötekilerin hikayesi değil.

- Onlar ne olacak peki.
+ Onlara sor!
Mağdur olan onlar!
Benden daha dertli, daha çileliler!
Sadece kendilerine endeksli yaşıyorlar, varsa yoksa kendileri.

- Bu durum seni bayağı rahatsız etmiş gibi.
+ Nasıl etmesin ki asırlardır kanayan bir yaram bu, nasıl etmesin.
Sana şimdi desem ki ben bu işten hiç etkilenmedim rahatsız da olmadım, anca yalan söylemiş olurum.

- Daha önce söylediğin analıktan vaz geçme olayı mı, anlıyorum.
+ Anladığını biliyorum.

- Ama bu işinde güzelliği demeyeyimde, raconu diyeyim, raconu böyle değil mi?
Birilerinin seni anlamaması için, kendilerine endeksli olması, bencil olmasıda gerekmiyor mu?
+ Orası öyle elbette ama genede insan az buçukta olsa anlaşılmak istiyor.

- Ya hep ya hiç!
Ortası yok ki.
+ Ortası olmaz olur mu? Var elbet ama orada durmak, işte bütün mesele o.

- Ortanın adamları!
+ Hayır! 
Ortanın insanları!
Adam deyip meseleyi cinsellik olarak daraltma.

- Alan dar ben ne yapayım =)
+ Hahaha,

- Bahsetsene biraz, bu adamlar, pardon insanlar nasıl insanlar?
Nasıl yaşarlar, ne ederler, kimdirler?
+ Ne kadar meraklısın başkalarının yaşamlarına!

- !!??
+ Evet, özel hayat diye bir şey var!
Yoksa yok mu?
Ne yapacaksın onların yaşamlarını, sana ne!

- Ö-ör-örnek almak içindi, ge-genelde bu işler böyle değil midir, u-ulu insanlar örnek alınmazlar mı?

Ya sevgili Lilith öyle bir şey dedin ki ne diyeceğimi şaşırdım, kekeme oldum resmen, dilim dönmedi.
+ Olursun tabi.
Çünkü bana sorduğun bir soru değildi? Bir cevaptı!

- Bas bayağı bir soru idi, sorunun cevap olduğunu ya da cevabın soru olduğunu n.., uff! kafam karıştı.
+ Ben sana duymak istediklerini anlatsaydım, hiç şaşırmayacaktın ama değil mi?

- E-evet!
+ Kimle konuştuğuna dikkat et!
Senin istediğin cevabı vereceksem, buyur kendin cevapla, beni uğraştırma meydan senin!

- Özür dilerim amacım seni sinirlendirmek değildi, ama bir hatam veya yanlışım varsada onu söylersen çok sevinirim, zira bilmeden bir yanlış yaptım, onu anladım ama neyi yanlış yaptım onu anlamadım.
Özür diliyorum.
+ Peki!
Özel hayat deyince ne anlıyorsun.

- Kişilerin özel yaşantısı, sırları, kısaca kendi hayatları, mahremiyet denilen şey.
+ Peki bu mahremiyet denilen şeyi dahada genişletirsek, içsel dünyalarıda buna girer mi?

- Girer herhalde, girmese mantıksız olur.
+ Tabiki de girer!
Bunun aksini düşünmek bile bir hatadır!

- Sanırım hatamı anladım.
Şu an beynimden aşağı kaynar sular dökülmüş gibiyim.
+ Anladıysan mesele yok.

- Mesele var sevgili Lilith, benim hatamı yüzüme söyle, dost yüze söyler!
Unuttun mu? Sen demirciydin bense demir!
+ Unutmadım tabikide, seni kıvama getirmek için, sana itiraf ettiriyorum, sonrası çekici aldım elime, vur ha vur ^_^

- Ellerin dert görmesin, bu demir külçesinin hakkından anca sen gelirsin.
+ Hahaha,
 İnsanlar başkalarının yaşamlarına çok meraklı, meraklı olduğu gibide saygısız, zaten bu saygısızlıkları yüzünden de meraklılar.
Yani merak ve saygısızlık aynı şey, şımarıklığı hiç saymıyorum bile.
Şimdi herkesin yaşantısı kendine özelse, kimse kendi özelini ulu-orta ortaya sermek istemiyorsa, başkasının özeline direk dalma hakkını, kişi kendinde nasıl görebilir?

Hasılı sizin mistik anlayışınız bu, ama mistizm ihtiras kaldırmaz.
- Ama bu masum bir merak sayılmaz mı?

+ Koca koca insanlar, helede belli bir düzeye gelmiş insanlar, sıradan insanları kast etmiyorum, bilenleri, okuyanları kast ediyorum, bir çocuk gibi davranırsa mı masum?
Büyümenin gereklerinden biride o masumiyete elveda demektir.
Uzun lafın kısası birilerinin özelini merak etmek iyi bir şey değildir.

Onlar zaten bunu bildikleri içinde, ortanın insanları gizlidirler, kimseler bilmez onları.
- Merak bir işe yaramaz yani.

+ Bir noktadan sonra hiç bir işe yaramaz, başkalarından kopya çekmek, onları gözetlemek iş değildir.
Merak bir tuzaktır, merağın kendisi bir tuzaktır.
Zira artık sonrası, kendi yaşamını kendin çizeceğin, kendin tasarlayacağın, kendi yolunda yürüyeceğin bir alandır.

İnsan böyle bir şeydir.
O yolunda yalnız yürür.

Bak bana, asırlardır yalnızım, hemde yapa-yalnız!
Bir kadın olarak yalnızım, bir ana olarak yalnızım, bir aşık olarak yalnızım.

Kimseleri gözlemedim ben!
- Herkes bunu nasıl yapacak!

+ Herkes yapacak diye bir şey yok ki, ben sana dedim! Herkesi nereden çıkarttın kuzum!
- Hahaha,
Yapacak olan nasıl olsa yapar, sezgileri ona doğru yolunu gösterir mi?

+ Şüphen mi var!
Kimseyi merak etme, kimseyi örnek alma, kimseyi araştırma, içinde ki sesi dinle, gideceğin yolunu görürsün.
- Yalnızlık korkutan bir yol ama bir o kadar da kendine çeken bir yol.
Katılıyorum, ilk önce merak deyince anlamamıştım ama şimdi jeton düştü tabi.

+ Dahada düşürelim mi?
- Dahasıda mı var?

+ Olmaz mı, her zaman dahası vardır.
Merak etme, kitapta okuma!
- Kulağım sende.

+ Oku!
Bir mağaradasın ve sana biri oku! diyor, ortada da bir kitapta yok, neyi okuyacaksın!

İşte tüm zamanların en tuzak sorularından biriydi bu.
Okunacak şey bir kitap değildi. Zira ortada bir kitapta yoktu.
Okunacak şey bir sözdü.
Olan sadece bir sözdü.
- Evet, sözlerde okunur, şiir gibi, şarkı gibi.

+ Aynen.
İnsanlar olaya sonradan baktıkları için, sonraya göre değerlendirip, bunu kitap oku şeklinde anladılar. Oysa mesele kitap meselesi değildi.
O şartları gözlerinin önünde canlandıramadılar.
O mağarayı yaşayamadılar!

Muhammed gelenin sözlerini okuyacaktı. Zaten sonradan da sana ağır bir söz vahyedeceğiz de dendi.
Aslında Muhammed o sözleri de zaten okudu.

Lakin sonrası kitap oku şekline döndüğü için, mesele örtüldü gitti.
- Kitap okumak bir fazilet oldu çıktı öyle mi?

+ Aynen.
Kitaplarda ki bilgi ölü bilgidir, ne tür bir kitap olursa olsun, o bilgi donmuştur, öylece donuk şekliyle satırlara geçmiştir.
Hayat ise canlıdır!
O satırların üstünden geçen çağlarıda düşününce, o bilgiler geçmişte kalmıştır.
- Bilgi böyle bir şey değil midir?

+ Bilgi helede anda ki bilgi canlıdır, insan kadar ömrü vardır.
Asırlar önce yaşamış birinin dediklerini kendine örnek alırsan, bu hata olur. Zira bilgi denilen şey canlı dedik, yani o da gelişir, büyür. 
Dolayısıyla geçmişte yanlış olan/doğru olan bir şey bugün tam tersi olabilir.
- Bu kadar fark eder mi?

+ Eder tabi.
O yüzden kitaplarda ki bilgilerden uzak dur, birilerini meraktan da uzak dur.
- Anladım merak iyi bir şey değil.

+ Bak senin bu çabuk anlama yönünü seviyorum. Çabucak unutsanda en azından o anda anlıyorsunya, ilk tepkilerin gayet iyi, eh bundan iyisi de Şam da kayısı. ^_^
- Yo ben unutmuyorumda bende ki bilgi canlı bilgi olduğu için, hükmü çok çabuk geçiyor =)

+ Hadi oradan seni, bilgisi canlıymış.
İşi bilmesem beni kandıracaksın, benle eğleneceksin değil mi? Kaçın kur'asıyım ben ^_^
- Gerçekten çok zor birisisin itiraf ediyorum, başkası olsaydı bilgi canlı deyip, bir sürü edebiyat yapabilirdim ama sana gelince, niyeyse ilk basamağı geçemiyorum. =)

+ Bu yönünüde seviyorum samimisin, doğrun neyse onu söylüyorsun, üstünü kapatmaya çalışmıyorsun, benim aradığım zaten budur, yoksa bilgi aramıyorum.
- Açıkcası bende bilgi aramıyorum, bir ses, bir nefes, bir değişiklik misali, bir sohbettir aradığım.

+ Ne güzel işte, iki aramayanın bir araya gelmesinden doğan bir sohbetin paydalarıyız
- Payı paylaşım, paydası dostluk, ben artık pes ettim. =)

+ Dur canım ne pes etmesi, kuzusu Anasını yeni bulmuş, Ana da sevginin transferine başlamış, karnın doymadan nereye gidiyorsun.
- Oy oy oy!
Hani alemin anası olmaktan vaz geçmiştin!

+ Doğrudur ben ondan vaz geçtimde, o benden vaz geçmedi.
Yani ben ne kadar inkar etsemde, analık benim aslım, o asla değişmiyor.
- N'olacak şimdi?

+ Sıkı dur!
- Gene damararımdan kanlar çekilmeye, kramplar girmeye başladı, haydi hayırlısı bakalım, ardından ne gelecek.

+ Senle ilk sohbetimiz Aşkla başlamıştı, gene aşkla devam edelim mi?
- Nasıl hayır diyebilirim ki?
Dilim hayır dese kalbim demez, kalbim hayır dese beynim demez, beynim hayır dese ruhum hayır demez.
Bir beden olarak değil, bir ruh olarak; evet, evet, evet !...

+ Bende bazen şiir yazarım! Okuyayım mı sana?
- Aaa! çok şaşırdım, ama önce başlığını söyler misin?

+ Aşk Ölsün !...
- Ufff !...
Başlığa bak!
Ne yaptın Lilith'im.
Bu tahmin ettiğim şey mi?

+ Bilemem.
- D-dur bir dakika, başlıklar benim için önemli o baş ile şiir vücut buluyor.
Baş olmadan vücut,  vücut olmadan baş eksik olur.

Aşk olsun değilde, Aşk ölsün! 
Acayip!
Baş böyle olursa, vücut kim bilir nasıl olur!

Bana bir kaç gün müsaade eder misin? 
Benim bu şoku atlatmam lazım, bu konuda hiç hazırlığım yok, biraz hazırlanayım.

+ İstersen bir asır bekle ama ne fark edecek ki!
Hiç düşünmediğin bir şeyin hazırlığı nasıl mümkün olabilir?
- Ta-mam hazırım öyleyse.

+ Aşk ölsün !...

Mecnunlar çöle düşmesin, Leylalar seherlerde ağlamasın.
Ferhatlar dağları delmesin, Şirinler yolları gözlemesin.
Evlilik aşkı öldürüyorsa, ne güzel işte! varsın ölsün aşk!

Aşkı yaşatacağız diye mi aşıklar kavuşturulmuyor, nedir bu aşka hizmet!
Birde aşığa hizmet edin, aşkı tanımıyorsanız onun zeminini oluşturmayın, ateşi körüklemeyin.
Eğer o sönmezse için için yanacaktır, sönmeyecektir, nedir çektiği bu aşıkların kalplerinde ki yangın.

Yazmasın artık edebiyat, tek bir satır bile aşk!
Olmasın hiç bir dizide, filimde, kavuşamayan aşık!
Okumasın kimse, aşka dair ne bir kelam, nede bir şiir.

Aşk ölsün.
Aşk olmasın.
Aşık kalmasın.

Aşk yasak olsun.
Gerçekten yasak! 
Aşk oluşamasın!

Aşığında ihtiyacı var nefese, canlanmaya.
Aşık nefes alamıyor ki boğuluyor.
Ölüyor o! yaşayamıyor ki?

Aşk olmasa hayatın anlamı mı olmaz? Varsın olmasın !...
Aşık gün görmeyince mi anlamı olacak? Sen gün görme bakalım!
Bir dakika nefes alama, bir dakika başka bir şey düşünememe! bir dene!

Gör azabı
Gör işkenceyi
Gör cenennemi

Aşk ölsün
Aşklar ölsün.
Aşıklar yaşasın.

Aşk ve aşık.
Bu ikisi ayrı, karıştırma!
Evlilik aşkı öldürsün, evlenmeyen bırakma!

Çocuk için değil evliklik ha, bunuda karıştırma.
Aksine o iki çocuğun, bir arada gelip oynaması için bu evlilik!
Aşklar ölsün, aşıklar yaşasın !...

Akmasın gözyaşları, inlemesin gökler hasretten dolayı.
Yeter gayri, aşk ölmesin diye, aşkları yaşatma çabası.
Evlilik aşkı öldürsün ki aşklar ölsün, aşıklar yaşasın.
- Gerçekten çok etkilendim sevgili Lilith
Ben bu olayı hiç böyle düşünmemiştim.

+ Düşünmediğini biliyorum.
Ama aşk ne olduğu konusunda yeteneğin var, bu yüzden bunu sana okudum.
- Fakat bu benim bildiklerimden biraz farklı bir şey.

+ Tamam işte, bildiklerinle mi kalacaksın, o bildiklerin hiç gelişmeyecek mi?
Farklı olduğu için okudum zaten.
Kendini geliştir.
Aşkında ötesine geç!
- Merak etmem ama gelenide geri çevirmem. =)
Öncesinde şiirin ile ilgili bir kaç şey demek istiyorum.

Üçerli yazmışsın, Aşkın 3 haline kinaye olmuş.
Karışık bir düzende yazmışsın, aşkın karışıklığına vurgu olmuş.
Ne diyebilirim ki bu haliyle bile kaos, isyan hepsi var.

+ İşte bunun için sana diyorum bunları.
Aşk ölsün, aşıklar yaşasın!
- Büyük söz gerçekten.
Aşk yaşayınca aşıklar ölüyor mu?

+ Ölüm ne kelime, ölmekten beter sürünüyorlar.
- Anlıyorum, ben bu sefaleti aşk beni teyet geçtiğinde hissetmiştim. Belki aylarca kendime de gelememiştim.
Daha gencim o zamanlar, 60 yaşlarında siyahlar giyinmiş bir kadın gördüm otobüste.
Ama ne görüş, sanki tüm kadınların güzelliği o kadında toplanmıştı, bir iki kaçamak bakış attım, kadın ay gibi parlıyor, asla yüzüne direk bakamadım.
Sonra indim otobüsten ama resmen vurgun yemiştim, kendime gelemedim, şaşırıp kalmıştım.

Fark ettim ki hiç göz göze gelmedik !...

+ İyi ki gelmemişsin, eğer gelseydin şimdi senle asla yazışamazdık.
- Evet, onu bende fark ettim, o yüzden ara ara ben "Aşk benide teyet geçti" derim.
Fakat o teyet geçişi bile beni aşk konusunda hassas etmeye yetti.
Anladım aşkın ne menem bir şey olduğunu.
Ne denli yakıcı, ne derece yıkıcı bir güç olduğunu.

O yüzden Lilith'im, Aşk ölsün demeni anlayabiliyorum.
Bencede
Aşk olmasın, aşk ölsün !...

+ Seni teyet geçti, ama beni yıktı geçti. 
Hikayemi anlattım.
- Ben çok ağladım hikayene.
Asırlarca bekle, tam kavuşacakken, vuslat bir başka bahara ertelensin. 
Yok böyle zulüm!

+ İşte bu yüzden aşklar olmasın, aşklar ölsün.
İnsanlar aşkı iyi bir şey zannediyor.
Asla değil.
İçin de göz yaşları olan, ahlar, sancılar olan, nasıl iyi bir şey olabilir ki?
- Kötü bir şey gerçekten.
Hem bilinmemesi kötü, hemde desteklenmesi, teşvik edilmesi kötü.

+ Aşk insanlığın sorunu!
Bilen, aşkı bilmiyorsa o neyi biliyor ki?
Hangi sorunu çözebilir, hangi yarayı sarabilir ki?

Aşk evvela bilinmeli ama o yaşatılmamalı.
Onu yaşatmamak için, onu bilinmesi gerekiyor yani.
Bil ve önlem al.
İki ucu keskin bıçak, zor bir durum.

+ Aynen.
Bilinmeyen şeyin mücadeleside olmaz. 
- İsmen bilinse bile mi?

+ İsmen bilme zaten bilme değildir ki?
Ona inanmak derler, inanç yani.
İnançta kesinlik ifade hiç bir zaman.
- Aşka inanmak onunla mücadeleyi sağlamaz mı?

+ Sağlamaz!
Onu anca besler.
Mesela sende onu besliyorsun, farkında mısın?
- Ufff..!!
Evet onu fark ettim, o yüzdenya şiirin beni çok etkiledi.

Ama aşkı tanımak içinde ondan bahsedilmesi gerekmez mi?
Zira onu hiç tanımayanlarda var.

+ Orası öyle elbet.
Esas sorun şu ki dünya artık aşka doydu!
Hangi film, hangi dizi çıksa, hangi şarkı söylense Aşk var. 
Reklamlarda bile aşk var.
Yani aşk denilen şey duyulacağı kadar duyulmuş, tüm atmosfer bununla inliyor.
ve
İnsanlar da bundan etkileniyor!
- Yok artık!

+ Her gün kadınlar eşleri tarafından öldürülüyor, bazende kadınlar eşlerini öldürüyor.
Bunun sebebi işte bu aşk mesajları yüzünden.

Aşkın tarifi neydi?
- Aşk yıkar, yakar.

+ Hah işte ondan.
İnsanlar kendilerini aşık zannediyorlar!
Oysa kavuşulduğu anda aşk biter!

Büyü bozulur!
- Bu büyünün panzehiri vuslat mı?

+ Tek panzehir!
- Oy oy!

+ Ama insanlar bu büyüyü bozulmuyor gibi yaşıyorlar, evleniyorlar benden ayrılırsan kendimi seni vururum vs. diyorlar.
- Ya benimsin ya toprağın!

+ Bu aşk değil işte.
Aşk evlenince, birleşince biter.
Aşk ölür.
Bundan sonrası artık aşk değil.
Zaten her sevda kaderi aşk değil, böylesi toplumlarda bir kaç tane ya çıkar, ya da çıkmaz. 
Olaya bak ki herkes kendini aşık oldum zannediyor, bu mümkün değil !...
- Anladım.
Aşk ölene kadar değil ama insanlar onu devam ediyor zannediyorlar, çünkü bilinç sürekli Aşk ile besleniyor, bu da insanları etkiliyor. 

+ İnsanlar onu beslemesin artık, yeter beslendiği!
Yeter aşka verilen kurbanlar!
- Aşkı biz besliyoruz olmamız, çok ilginç gerçekten.

+ Aşk ilk başlarda bir oyundu, ilk oyunda benle oynandı!
Lakin sonradan bu oyunun çok tehlikeli bir virüs olduğu ortaya çıktı ama ne yazık ki iş işten geçmişti bir kere.
- Niye ki?

+ İnsanlarda bu virüsü kaptı!
- Upsss!
Merak etmek olarak algılamazsan, seninle bu oyunu kim, neden oynadı?

+ Bende çok sonradan fark ettim tabi ama adres belliydi, Melekler.

- Ama daha önce Melekler bu özelliği dolayısıyla insanları kıskanmışlardı demiştin. Şimdide bu tezgahı yapanlar Melekler deyince, çok bağdaştıramadım.
Melekler sonradan kıskanacakları bir oyunu bilmeden mi oynadılar?

+ Evet, biraz öyle oldu.
Ama oyun gerçeğe dönüştükçe, işin içine başka işler girdi, Aşk unutma denen şeyi sağlayınca, bu Melekler için bir yıkım oldu, ama Aşkta o kadar güçlü bir şeydi ki bunu geri alabilmeleri de mümkün olmadı.
Aşk tetiklenmişti bir kere!
- Vay canına, ee! sonra.

+ Sonrası yok ki sonrası dediğimiz şeyler işte, konuşup durduğumuz şeyler.
- İnsanın kafasının allak bullak olması elde değil, çok karışık bir mevzu gerçekten.

+ Karışık değil aslında ama insanın yapısı gereği böyle oluyor.
- Odaklanma özelliğimiz işi bozuyor değil mi?

+ Aynen.
İnsan odaklandığının dışını göremiyor, bilemiyor, beyni iki işi aynı anda yapamıyor. Her seferinde tek iş, tek odak, insan bu!
Bu yüzden insan her şeyi bildiğini değilde, sadece tek bir şeyi bildiğini idrak ederse, anca mesafe kaydedebilir.
Çünkü hayat bir bütün, parçalardan oluşsada o parçalarla bir bütün.
Bilmek, bütünle alakalı yani.
- Parçalar ne kadar bir araya gelirse, resimde o oranda netleşecek, öyle değil mi?

+ Başka yolu yok!
- Benim kafam hâlâ aşk ölsün meselesinde.
Bu denli tehlikeli olacağını düşünememek ayıp olarak bana yeter. 

+ Eli kalem tutan, ağzı laf yapan, gözü gören, kulağı duyan, kısacası bilen herkese yeter!
- Sözün bittiği yer burası olsa gerek.

+ Evet.
Söz bitti.
- Bana düşünecek çok şey çıktı.
Teşekkürler Lilith.

Aşkın ölmesi gerektiğini ilk ağızdan duymanın burukluğu ile hoşça kal !...
Bilmemenin ne kötü bir şey olduğunu bir kez daha hatırlattığın için hoşça kal !...
Bilmemek başka bir şey, yanlışı doğru zannetmek başka bir şey, doğrusu ile hoşça kal !...

İlk aşk!
Kimindi bu!

İşte bu bilinmediği için, çekiyoruz.
Onu iyi bir şey zannediyoruz, habire besliyoruz, besliyoruz, besliyoruz.
Filmler, diziler, şarkılar, şiirler, kitaplar.
Sonuç
Gözyaşı ve KAOS !...

Kaos 'a böylede hizmet ediyoruz.
Ne yana dönsek aşk var! Sorsan ilk aşk kimindi diye, kimse bilmez! 

İlk insanı arıyorsunya, ilk aşkı da arasan!

O vakit bil!
İlk aşk, Lilith'in aşk'ıdır !...
Tüm aşklar ondan doğma, ona adrestir, onu gösterir.

Adresi şaşırma!
Yanlış yöne bakma!

İsa ve Muhammed'in iki aşkı da ona adrestir. Ama bu iki aşta hiç gözükmemiş ki?
Ört üstünü örtebildiğin kadar.
Görsen!
Duysan!
Anlasan!
Ne yana bakıyorsun? 
Servis edilene değil, edilmeyene baksan!

Ey! biliyorum diyenler, neyi biliyorsunuz?
Aşkı bilmiyorsanız, aşıkları bilmiyorsanız, neyi biliyorsunuz?

Aklı bay-pass, kalbi de istila eden, bu şeyi görün! ve de gösterin ve de aşkı öldürün.

Aşk ölsün, Lilith dirilsin !...

+ Felasife =)
- Lilith =)


---- SON -----


Bu yazı tamamiyle hayali bir KURGU 'dur.

Son ekleme: 8 Ocak 2018


Benzer Yayınlar

Lilith'in Aşkı!
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!