7.07.2015

Ruh terbiyesi | Eylemsizlik

Hiç bir şey yapmamak, kulağa tuhaf gelse de, hiç bir şey yapmadan, bir yerden bir yere gitmeden, doğan, büyüyen, gelişen, ve ölen canlılarda vardır dünyamızda, onlar bitkilerdir.
Hiç bir şey yapmalarına da gerek yoktur, yiyecekleri içecekleri topraktan, su havadan, üremeleri ise böcekler, kelebekler, arılar gibi canlılar sayesinde olduğu gibi, rüzgarların, havanın da yardımıyla oluyor ki Nebadat dediğimiz dünya genel olarak bu şekildedir.
Bitkiler bir şey yapmazken, diğer çevresel şeylerin onlara çok şeyler yaptığı, bunu da seyrettiğimiz sessiz bir dünyanın canlılarıdır onlar.

İnsanatın dünyası da bu şekilde olsaydı, fazla harekete, düşünmeye, yiyecek içecek aramaya vb. gerek olmasaydı nasıl olurdu?
Kısacası ot gibi yaşansaydı nasıl olurdu?

Ot gibi yaşamak, adı üstünde o da bir yaşam çeşitidir, yaşamın en düşük şeklidir, statiktir ve insanlar bu yaşamı kötü görürler, ot gibi deyip hakaret olarakta kullanır ki Düşünce ve hareket olduğu sürece ot gibi yaşam, insana uzaktır.

Ot gibi yaşamak, kabus gibi mi? yoksa bir delilik mi?
Peki bu delilikle yol bir gün kesişirse, ot gibi olmaktan kaçar mıyız?

---

Şimdi tasavvufi açıdan pek çok şey yaşamış, Nefs terbiyesi nedir görmüş, afaktır enfüstür ne demek olduğunu anlamış, hallerle hallenmiş, yazmış çizmiş, belli bir noktaya gelmiş kişinin bilmesi gereken, sadece Nefs terbiyesi ile işlerin bitmediği, madalyonun diğer bir yüzünün de olduğudur.
Ruh terbiyesi madalyonun diğer yüzüdür, ve ot gibi yaşamak Ruh terbiyesi için biçilmiş kaftandır.

Nefs denilen şey, kişinin tasavvufa merak sardığından itibaren devrededir zaten, daha öncesini hiç saymaya gerekte yoktur, riyazattır, çiledir, uzlettir, vs. ile kişi kendini ne kadar kontrol etsede, mesafe kat etsede, yol bitmiş değildir.
(Gerçi bu yöntemler artık geçmişte kalmıştır, tasavvuf artık birilerinin elinde basitleşmiş, içi boşalmış bir oyuncak olsada, bu şimdide, gelecekte de bu böyle olacağı anlamına gelmez, zira tasavvuf genede kendi garip kurallarıyla, sessizce işleyecektir.)
Bir şey biter, başka şey başlar.
Rüya başladığında hayat biter.
Hayat başladığında rüya biter.
ve her zaman için dahası vardır.
Ruh terbiyesi nasıl olacak diye düşünmeye başladıysan, evvela bu iş düşünerek değil, yaşayarak olur, garanti yoktur, düşünce bu noktada işe yaramaz, aksine işleri bu noktaya kadar getirirken işe yarayan düşünce, bu noktada işleri iyice karıştıran bir şey olup çıkacaktır... Düşünce hiç bir çözüm bulmayacak, seçenek sunmayacak, adeta çareleri tükenecek, tıkanıp kalacaktır.
Çünkü düşüncenin de bir sınırı vardır, kendi sınırları içinde de tekrarlara sebep olandır, kaldı ki sonradan öğrendiğimiz, geliştirdiğimiz şey olması hasebiyle de, yanlışlarla örülü olması, dünyevi kurallardan etkilenmesi, sebep sonuç vs. bir sürü yönleri de vardır.

Ruh terbiyesi 2. aşamadır, 1. aşama Nefs terbiyesidir, o yüzden Nefs terbiyesinden önce, Ruh terbiyesi diye bir şey zaten olmaz, çünkü İnsan acaba ve şüphelerden kurtulması için, onlarla yüzleşmesi, onları tanıması gerekir ve Nefs bu açıdan yaşanılacak, görülecek pek çok şey barındırır.
Zaten tasavvuf bu Nefs denen olayı pek çok açıdan irdelemiş, hatta mertebelendirmiş, sınıflandırmıştır.
Bu yüzden Nefs 'i es geçmek gibi bir seçenek yoktur, ilk baştan onun terbiye edilmesi gerekir.

Tasavvufi açıdan pek çok şey bittiğinde, işler bir nevi süt liman olduğunda, bu sessizlik, bu sükunet, bu huzur, büyük bir fırtınanın eşiğinde olan insanın durumuna benzer.
Esas fırtına geridedir!...

Artık soru ve cevap aramaya gerek olmadığı zaman, kendinin çözümüne erişmek, başka bir sorunu gündeme getirecektir.
Eylemsizlik!

Eylemsizlik veya statiklik daha önceden cevabı bulunmuş soruları, zamanla tek tek yutmaya başladıkça, sorular da anlamını yitirmeye başlar ki herşey anlamsızlaşmaya, tüm değerler grileşmeye başlar.
Soru cevap yoksa, düşünceye de gerek yoktur!

İşte bu tuhaf gerçek, düşüncenin adeta kendi içine çöküşünü başlatır, düşünce uzayında bir nevi bir kara delik oluşur.
Ve bu kara delik her şeyi yutmaya başladıkça, tüm sevgililer, eşler dostlar, çocuklar, değerler, inançlar hatta Tanrı bile, hatta BEN bile bu kara delikten kurtulamaz.

Artık anlamı olan ne varsa anlamsızdır, şekil değiştirmiştir, aslında anlamsızlık kelimesi bu anlamsızlığı/bozulmayı ifade etmeye yetersizdir, zira anlamsızlık, anlamın bir yönüdür, bir şeyi anlamsız olarak mimlediğimiz de, anlamı da işaret etmiş oluruz ki anlamsızlık anlamı işaret etmeye yarar.
Neticede bizler hayata anlam katma peşinde koşan canlılarızdır, bunlarla büyüdük, bunlarla yetişmişizdir.

Lakin BEN ve Düşüncenin yutulması demek tüm izleri, işaretleri de yutacağı için, burada ki anlamsızlık, sadece anlamı değil anlamsızlığı (kendini) da yutacaktır.
Tabi bundan sonrasını yazmakta anlamsız olur, zaten yazılmaz da, anlamsızlık yazılmaz, yaşanmadıktan sonra, bir anlamı olmaz anlamsızlığın. Anlamsızlığı anlamlı kılan, onun anlamsızlığı ise söze de gerek yoktur.

Özetleyecek olursak, "Ot gibi yaşamak" bir Sufinin illaki tatması gereken bir şeydir, zaten Nefs sınırına gelenler, bunların cevaplarını hayattan gözlemleyerek kendileri bulacaktır. Adeta yokluk çağıracaktır, nasıl ki önceden çağırdı, kendine çekti, sonrada çekecektir.
Her ne kadar bu noktada düşünce işe yaramasa da sezgiler devreye girecektir, o yüzden bu konu kitaplarda açık ve seçik olarak geçmez, adı da anılmaz, ama Nefs çok vardır.
Nefs'in çok anılması, onu asıl yapmaz, Nefs yemdir, amaç başkadır.

Ot gibi yaşa-ma !
Ot gibi ol-ma !
İnsanat ol-ma !
Hayvanat ol-ma !
Nebadat ol-ma !
Cemadat ol-ma !
Hiç bir şey yap-ma !
Hiç bir şey ol-ma !
Eylem yok, başkası yok.
Yoklukta seçenek yok.
Seçenek varlık cilvesi.
Yoklukta cilveler yok!
Yazılanları okuma!
Okunanları duyma!
Anlamı yok!
Kendini arama!
Kimseden sorma!
Amaç yok!
Sufi misin?
Sufi olma!
Sufi yok!
Sen yok!
Yok, yo.
Yo.
y.
..
.
.
,
 Ekleme: (Virgülden devam)
---------------------------------

Doğduğumuz andan itibaren herşeyin hazır olduğu bir dünyaya geliyoruz, her şey hazır ve her seçenek var.
Nefs/Ego dediğimiz olayda zaten, doğumdan itibaren potansiyel olarak var ve büyüdükçe buda gelişiyor, sonrada bizler seçimlerimizi yapıyoruz, tabi çoğunca ailelerimiz bizim adımıza seçim yapsa da, karar verse de, sonradan başka bir yola girdiğimizde-ki bu mümkün-ailenin/çevrenin seçtiğini terk edip, kendimizde seçebiliyoruz.
Neyi seçersek seçelim, o seçenek zaten var olan bir şey, sadece isimler değişik.

Burada seçeneklere Tanrı anlam katar gibi olsada, Tanrı da bir seçenekten ötesi değil sonuçta, SEÇMEYEBİLİRİZ, Tanrıyı seçenler kanatlanıp uçmadıkları gibi, seçmeyenler de taş olup kalmıyorlar, lakin Tanrısızlıkta bu noktada bir seçenek olmaktan kurtulamıyor...
ve bu seçeneklerin içini boşaltığımız da da fark eden bir şey olmuyor, bizler anca önümüzde ki seçeneklerden kutulardan birini seçiyoruz, A, B, C vs. kutusu fark etmiyor.

Seçeneklerden seçenek seçmeye mecburuz.

Herşey hazır dedik, Ego da var, ve sürekli de bir düşünce halindeyiz, 7/24 hiç durmuyor, adeta otomatikleşmiş bir sistemin kurbanlarıyız. Başka çaremiz yok!
İnsan olmuşuz, insan oldurulmuşuz.
İnsan olmuşuzda diyemiyoruz tam olarak, bunu da seçemedik.

Düşünüyorum öyleyse var 'ım sözüyle de sabittir ki, düşüncemiz varlık sebebimiz, herşeyimiz, onunla kararları alıyor, uyguluyor, onunla ölçüyor, biçiyor, değerlendiriyoruz.

Adeta sen insan olacaksın ve düşüneceksin! başka yolun yok denmiş, kim demiş, niye demiş, bu meçhul tabide, lafın gelişi böyle oluyor, sorun buda değil, sorun bu düşüncenin bizatihi kendinde.

İnsanı yoruyor, çözümde sunduğu yok, dön dolaş aynı şeyler.
Karar verdiğiniz zamanda, bu seferde bu kararları savunmak zorunda kalıyorsunuz, yerinizde sayıyorsunuz. Hele ben neden düşünüyorum, istemiyorum, reddediyorum, yoruldum artık demenin de yolu yok.

Ruh terbiyesinin anlamsızlığı da buradadır zaten, siz bir sisteme karşı geldikçe, sistemde size karşı gelir.
Sistemde her halükârda sizi düşünmeye zorlar.
Tıkır tıkır işleyen bir sistem vardır sonuçta, dünya böyle kurulmuş ve siz de düşünmeyerek bunu bozmuş olursunuz ki bu hesapta yoktur, her seçenek vardır ama bu yoktur.

Hesapta olan neydi, düşünmek!

Anlamsız olan temelde budur, düşünmemek bozulmadır ; zira düşünmek insana EN ANLAMLI ŞEY OLARAK yüklenmiştir adeta.
Anlamsızlık programa karşı gelmekten oluşur ki anlamsızlık = bozulma demektir.

Kavramlar bozulur, değerler bozulur, sevdikleriniz, sevmedikleriniz her şey bozulur, bal mumundan yapılan heykeller, ısı ile nasıl bozulurlarsa, değerleriniz de öyle bozulur ve bozulan bir şeyde eski ANLAM kalmaz, o artık başka bir şey olur. Buna bir isimde veremezsiniz, zira anlamlar İsimlerle vücut bulurlar.

İşte siz düşünmeyi kestikçe, sisteminiz böyle çatırdar.
Çünkü siz de artık başka bir şey oluyorsunuzdur, o bilindik insan değilsinizdir artık.

İnsan neydi?
Düşünen bir varlıktı, ve bu düşüncesi ile de tekamül ediyordu!
Artık etmeyecek!

Tekamül insan için bir tuzaktır, cezbesi müthiştir, lakin sonsuzlukta tekamül mü olurmuş demez kimse?
Ne hayal biter, ne tekamül biter, nede sonsuzluk biter.
Bunların hepsi birbirine bağlı şekilde hareket eder durur, tıpkı bir saatin çarkları gibi, 1 çarkın hareketi tüm çarkları otomatik hareket ettirir. Dolayısıyla hepsi birden hareket eder. Çocukluktan itibaren tetiklenen insanda, artık dur durak bilmez, otomatik şekilde bu çarkların etkisine girer.

Terk-i Dünya, ---> Terk-i Ukbâ, ---> Terk-i Terk!, ---
Terk-i Terk! 'in pek içeriği pek bilinmese de, bahsedilen Ruh terbiyesi ile aynı şeydir, Sufi nazarda bilinemeyenlerin genede kıymeti vardır, zaten bu camiada da herşey Sufi için bilinmek zorunda da değildir. Kader işidir, nasip işidir demek mecburidir.
Soru şüpheye, cevap benliğe, acele sabırsızlığa yorulur.
Doğruyu bilseniz bile, bu seferde ilkeyi ihlal etmek, hiç bir işe yaramaz, bunlar resmen Sufinin sabrını sınamak içindir.

Ve bir Sufi de zaten bu noktada kıvama geldikçe, bir takım özelliklerinden geçme provasını önceden ettiği için, kimseyi kırmayacaksın, hor görmeyeceksin, Nefsinin isteklerine kapılmayacaksın gibi bir sürü, görünürde basit ama çoğunca zor olan şeyleri gönülle yaptıkça, ve keşfleri geçtikçe, ve yılları tükettikçe, anlamsızlık yüz göstermeye başlar. Derken kara delik sevecen kollarında, anlamları bir bir acımasızca bozarken, en sonunda kendini de bozar, zira ortada bozulacak bir şey kalmadığında, kara deliğin de anlamı kalmaz, o da bozulur.

Şunu da ilave etmeliyim ki son diye bir şey olmayınca, yada zannımız böyle olunca, sonu bir nokta olarak görmek yerine, virgül ile ayırmak en uygunu olur.
Hasılı TERK konularına bir Sufi 'nin doğal olarak meyli vardır, aksi düşünülemez, yoksa zaten Sufi de olamaz.
El-netice bu yazı Sufiye havale olundu.

Tabi bu olay teknik bir olay, insana has bir şey, tercihten ziyade bir nevi düşüncenin yani BEN intiharıdır, bedenin değil ; Bu mesele dinlerin, inançların tekelinde değil, lakin temelde "hiç bir şey yapmamak", "düşünmemek" onların da asla kabullenemeyeceği bir şeydir. Bu onlarda yasaktır. Modern insan gelince, zaten düşünce ve akıl üzerine inşa olmuştur ki bu mesele bu yüzden Sufiye havale olundu dedim.
Zira tasavvuf keşf-i akıl yani akıl ötesi demektir, buda sadece akli temeller üzerine hareket etmez demektir ki, sanırım bu yazıdan bile, bu kolaylıkla anlaşılır.

Bu vesile ile Suyun rengi kabın rengidir de anmadan olmaz, Sufi demek gönül insanı demektir, gönülde de fırtınalar hiç eksik olmaz.

Hiç içre Hiç
Ne için bunlar, Hiç
Eline geçen ne, Hiç
Ne kâr eyledin, Hiç
Hiç olmaz öyle, Hiç

Kendin seçmedin ki, Hiç
Kaçmak bilmedin ki, Hiç
Avcıyı duymadın ki, Hiç
Ceylan ürkmesin ki, Hiç

Çıkışı bulamazsın ki, Hiç
Anlamı anlamazsın ki, Hiç
Sağlamı bozmazsın ki, Hiç
Yangının küllenmez ki, Hiç

Bilmeyi bilmezsin ki, Hiç
Görmeyi görmezsin ki, Hiç
Duymayı duymazsın ki, Hiç
Özgürde sayılmazsın ki, Hiç

Ruh rehin, vermezler, Hiç
Nefs azgın, demezler, Hiç
Zor derler tutmazlar, Hiç
Kaybolanı aramazlar, Hiç

Sufi'nin hiçi, hiç içre Hiç
Hiçi hiç et! hiç koma Hiç
..
.
=)
,

Benzer Yayınlar

Ruh terbiyesi | Eylemsizlik
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!