Şaşkınlıktan kurtul; hayattan zorla çekileceksin.
Hayata gelişin gidişin, elinde ki bir şey değildir.
İstediğin gibi yaşamaksa, zaten elinde değildir.
Buraya gelişin (doğumun) acizliğine işarettir.
Ve gidişinde (ölümün) o da acizliğine işarettir.
Yaşamınsa kudretine nasıl bir işaret olabilir ki?
O kudretle kendini, herkesten ayrı göreceksin!
Sende ki acziyet, makamlarla mevkilerle bile değişmez.
Makamlar mevkiler geçicidir, kalıcılığa asla dönüşmez.Nihayetinde herkes gibisin, acizlerede kudretli denmez.
Zengin fakire, komutan askerlere muhtaçtır, fark etmez.
Öte taraftan makamlar mevkiler insana verilmiş emanettir.
Zamanı geldiğinde emanetlerin el değiştireceğide gerçektir.
O yüzden kimse kendini, üstünlük sevdalarına kaptırmasın.
Bu sevdalara kapılmak, felaket üstüne felaketler demektir.
Düşünebilir misiniz, hiç bir işçinin işte çalışmadığını.
Düşünebilir misiniz, hiç bir eratın görev yapmadığını.
O zaman kaç patron, kendi işinde kaç gün çalışabilir?
Veya hangi bir komutan, erleri gibi askerlik yapabilir?
Zengin fakire, komutan askere temelinden muhtaçtır!
Aynı şekil fakir zengine, asker komutanına muhtaçtır!
Ve daha sayılamayacak, bir dünya örnekler vardır ki.
Her şey birbirine, hava, su gibi ta ezelden muhtaçtır!
Eğer muhtaç olmasaydı, millet Seçilmişini niye seçecekti?
Seçilmiş önemli olunca, önemsiz önemliyi nasıl seçecekti?
Seçilmiş kadar mühim olansa, seçenin keskin seçiciliğidir.
Halkın o seçiciliği olmazsa, Seçilmişi kim nasıl seçecekti?
Seçilmiş olmak önemli değildir, eğer seçenleri olmazsa.
Seçicilik daha önemlidir, seçicilikte ki o sezgi olmazsa.
Çünkü bir Seçilmiş, Seçkinleri olmadan asla bilinemez.
Seçilmişi Seçkinler seçer ki o seçicilik halkta olmazsa.
Bu yüzden halk seçicidir, kimi seçeceğinide çok iyi bilir.
Eğer ortalık karışıksa, Seçilmişi ortalarda yok demektir.
Onun için halklar kınanmaz, bu duygu başka bir şeydir.
Herkes Seçilmiş olamaz, Seçilmişi Seçkinler bilecektir.
Bu duygu halkta potansiyel olarak durmaktadır.
Seçilmişi seçmeden o cevher aktif olmayacaktır.
Bunun neticesi olarak, karmaşa tabii ki olacaktır.
Halk bununla yaşar, yani deşarj olamamaktadır.
Halk (Seçkinler) kendilerine bir baş (Seçilmiş) mı arıyor?
Herkes bir yöne dağılmış, yolları ve patikaları mı tarıyor?
İnce eleyip sık dokuyarak, ihtimalleri mi değerlendiriyor?
Geç olsun da güç olmasın, ya hep ya hiç olsun mu diyor?
Bir çok zaman geçti, son Seçilmişten bu yana.
Haliyle Millet sancılarla girdi, ikibinli yıllara.
Yoksa Millet durduk yere neden sancılanır ki.
Ya doğdu ya doğacak, belkide yanı başımızda.
Nerede diye sorulmaz, ruhlar ona teveccüh eyleyende.
Kitleler arkasındadır, mezara kadar peşinden gidende.
Kaderin hükmü kesindir, boşunadır ona itiraz edende.
Görmemek kalp marazıdır, Seçilmiş çoktan seçilende.
Sefillerde görev aldı, Seçilmişe muhalif olsun deyu
Yalan ve iftirayla kurulu bir dünyada, yaşasın deyu
Onada bir dünya kurdular, hayallerinden çıkmasın.
Sefillerde, Seçilmişin kanatları altında olsun deyu.
Halkın basireti kim değerli kim değersiz, çok iyi bilir.
Bilmemesi imkansız, ecdad basireti ona da devredilir.
Ecdad bırakmadı ona, sadece taş toprak veya demir.
Genlerine yazıldı, seçilmişi seçmeye evlatta kadirdir.
Atalarımızın özellikleri, genetik olarak bize geçtiyse.
Oğul babaya, kız anaya fiziksel olarakta benzediyse.
Hastalıklar bile ırsî ırkî kanaldan, sessizce geldiyse.
Seçmekte genetiktir! Bilimler genetiği ispat ettiyse.
İspat olmuş ki, atalarımızın yaptığını bizde yaparız.
Onlar gibi sever vede kızar, bazen de yanlış yaparız.
Bu doğrunun mücadelesi, esasta biz doğruyu ararız.
Yanlış yola düşsekte, doğru yollara hazırlık yaparız.
Evvela biz buyuz, atalarımızda bilâkis böyle yaptı.
Akabindeyse kendiyle savaştı, sonra bağrına bastı.
Bazen kendini unuttu, bazende kardeş kardeşe çattı.
Esasta kimseyle derdi yoktu, deşarjdı ruhunun kastı.
Bu kastında ne olduğunu, az evvel yukarı da söylemiştik.
Deşarj olamamak bizi sıkar, adeta hırçınlaştırır demiştik.
Çünkü atalarımız liderlerini seçerek, deşarj ola gelmiştir.
Onlar bizim atamız, buda genlerimize kazınmış demiştik.
Bu seçimleri yapamadığımız için ruhumuzu sıkmaktayız.
Ruhumuzu öyle sıkmışız ki sanki nefessiz yaşamaktayız.Buna toplumsal bunalım diyorlar, belki bunalımlardayız.
Güzel günler gelecek, geçmişten geleceği anlamaktayız.
Sözün özü, Seçkinler olmadan Seçilmişler ne işe yarar?
Seçilmiş baş olabilir, vücut olmadan başlar neye yarar?
Millet, başıyla vücuduyla ayrılmaz bütüne denmez mi?
Bir bütün parçalanırsa, o parçalar kimin ne işine yarar?
Bu anlamda tarihimizde parçalanmıştır, başla vücut gibi.
Baş bir yana, vücut bir yana, ruhsuz kalmış cesetler gibi
Sanki bütün zaferleri, baş olanlar tek başına kazanmışta!
Tarih dediğimiz olaylar, adeta tek kişilik destanlar gibi.
Bu yüzden tarihi olayları, çoğunca yanlış anlamaktayız.
Yanlış anladığımız içinde, soru cevapta yanılmaktayız.Bu bir ortak yanılgıdır, bunada hepimiz katılmaktayız.
Tarih hissi yazılmış, bunu yazılanlardan anlamaktayız.
Her yanlışta olduğu gibi, tarihimize hissiyat bolca karışmış.
Bolca karıştığından, tarihçiler Seçilmişe hislerle odaklaşmış.
Bunun sonucu olarak tek kişilik destanlar, zaferler yazılmış.
Baş vücuttan ayrılarak, baş kutsal vücut ise piyon sayılmış.
Bu açıdan bakınca, tarihimiz adı üstünde padişahlar tarihidir.
Onlara endekslenmiş, saray merkezli bir Seçilmişler tarihidir.
O yüzden bunun aklın (objektif) tarihi olduğu iddia edilemez.
Aklın tarihi bireyin değil, bireylerden ötede herkesin tarihidir.
Bu objektif tarih, hiç bir zaman yazılmadı ve okutulmadı.
Yazılanlar subjektif olunca, aklın tarihi yazımı yasaklandı.
Çünkü aklın tarihinde, kişiler kurtarıcı ya da fatih olmazdı.
Aklın tarihinde herkes rolünü oynar, basit rol bulunmazdı.
Gemileri karadan çekenler olmasa, İstanbul nasıl fethedilecekti?
253.000 bedel verilmeseydi, Çanakkale geçilmez kim diyecekti?
Hepsi kenara kadınlar evlerinde otursaydı, vatan elden gidecekti.
Şimdi kimi kimden ayıracağız, ayırıma aklımız olmaz diyecekti.
Israrla vatanı kurtaran kim, İstanbul'u fetheden kimdir dedik?
Bu kim sorusuyla birlikte, herkes cevabını zaten veremezdik!
Çünkü kim sorusuyla, cevabı ister istemez bireyselleştirdik.
Soruyla cevabı etkileyip, cevabı baştan kişiyle özdeşleştirdik.
Bu özdeşlik cevabı, birlik ruhuna ve acziyete aykırıdır.
İnsan aciz doğar, aciz ölür, aciz olarakta yaşayacaktır.
Onun içinde acizlik insanların temel hakikati olacaktır.
Sonraki gelişmelerde, temel olanı asla bozamayacaktır.
Kısacası makamlar ve mevkiler insanlara emaneten verilir.
Güzel idare etmekte, emanetin kıymetini bilmek demektir.
Fakat bu kıymet bile, insan acziyetini değiştirmeyecektir.
Makamlar gidince emanette gidecek, İnsan aciz demektir.
Makamlarla özdeşleştirilen, o makamın ne kadar sahibidir.
Makamın gerçek sahibi olsa, sahip olanın gitmemesi gerekir.
Gitmek yani ölmek, o makamı sahipsiz bırakmak demektir.
Sahip olan bırakıp gider mi? Bu sahiplik ilkesine zıt şeydir.
Sahip olduğumuz şeyleri, bırakarak gideceğiz.
Cümle kadim kalacak, çöp almadan gideceğiz.
En sevdiğimizden, yani bedenimizden sıyrılıp.
Kurda kuşa bırakıp, geldiğimiz gibi gideceğiz.
En temel makamlara, yani bedenlerimize bile sahip değiliz.
Ona bile sahip olamazken, yüceleri acaba nasıl sahipleniriz.
Oysaki yücelikte bizlere emanettir, bizler anca emanetçiyiz.
Onun için elimiz boş gelmekte ve elimiz boşta gitmekteyiz.
Öyleyse ne yapılmalı denirse, yapılacak olan bellidir deriz.
İnsan aczini bilmeli, kendini bundan soyutlamamalı deriz.
Kaldı ki şöhretli olanlar, şöhretsizlerin ilgisine muhtaçken.
Şöhretsizler olmasa o şöhret, acaba kaç saniye sürer deriz.
İşte bu sebeplerden, üstekilerde altakilere muhtaç haldedir.
Bu muhtaçlığını anlamadıysa birey, kendini bilmez haldedir.
Yine de birey kendini üst sınıfa koyuyorsa, yani ayırıyorsa.
O zaman eyvah! hata üstüne hata, tekrar ediliyor haldedir.
Bu konu hiç bir şiirde bu kadar açık ve de net yazılamazdı.
Nasıl yazılsın ki 2000 li yıllar daha önceden hiç yaşanmadı.
Çünkü şiir yazmanın, yaşamla yaşantıyla direk bağı vardır.
Bu şiir de yaşananlar yazıldı, yaşanmayanın lafı yapılmadı.
Ez-cümle yaşanmayanı yazmadık, ne yaşandıysa onu yazdık.
Yaşananlar duyguları etkileyince, biz duygularımızı yazdık.
Ama en önemlisi aklımızıda, duygularımıza rehber yaptık.
Yoksa duygulara esir olurduk, aklın ışığında özgürce yazdık.
Kader boynumuzu büken de, doğrusu kader eğrisi kader.
Şiiri şiirleyen kalem de, okuyanı kader okumayanı kader.
Seçilmişi seçen seçkide, seçeni kader seçmeyenide kader.
Üstünlük yok kimsede, anlayanı kader anlamayanı keder.
♥ ♥ ♥
Hepsi Kader !!
2000 li yıllarda yazıldı...