19.11.2008

Renkler

Hayat renrenktir, keşke şünceler de öyle olabilseydi ... 

1
Toplumun oluşturduğu kurallara, toplumsal bilinç denir.
Eğriliği doğruluğu da irdelenmez, buna uyacaksın denir.
Tüm bireysel hareketler de buna göre değerlendirilir.
Değilmi ki bu bilence uymaz, yanlış damgasını yiyiverir.

2
Çünkü toplumsal bilincin kökleri ta geçmişe dayanır.
Geçmişte ki doğrular ve yanlışlar da bu güne uzanır.
Bugün, geçmişten de farklı bir boyuta geçmemiştir.
Sadece günler geçmiş, ilkellikse hâlâ değişmemiştir.

3
İlkellikte sadece sazlar, kamışlar, çullar değildir.
Bir postla yalın ayak dağlar da avlanmak değildir.
Teknolojik imkanların olmaması demekte değildir.
Hele tam tam çalarak dans etmek ise hiç değildir.


4
İlkellik odur ki kadınnı geriye iten her türlü anlayıştır.
Sen ev de otur çocuklara bak gibi, basitçe dışlayıştır.
Bu en zora doğru, erkeğin direktifleriyle sürer gider.
Kontrol hep erkekte, kadın kontrole mahkum olandır.


5
Onun içindir ki ilkellik demek, erkek egemenliği demektir.
Kadını geriye plana itip, erkeği öne çıkartmak demektir.
Bu durum geçmişten bu güne doğru, hep böyle olmuştur.
Bu, bu gün de böyledir, aslında bu gün geçmiş demektir.


6
Takvimler 2000 yılını gösteriyor diye buna inanmak mı gerek?
Buna medeniyetin değil de, ilkelliğin 2000. yılı demek gerek!
Şu halde medeniyet ve teknoloji sözleri, bizleri aldatmasın!
Hâlâ ilkel yaşıyoruz? Bunu korkmadan itiraf etmemiz gerek?


7
Korkmuyorsanız, geçmişi göz önüne hadi bakayım getirin.
Savaşlardan sonra ki tecavüzlerin çığlıklarını bir dinleyin.
Kadınların başlık parasına zorla evlendirilişlerini gözleyin.
Köle pazarlarında ki çırılçıplak satış mezatlarını da izleyin.


8
Kimdi bu kadınlar, Cehennemden gelen acayip yaratıklar mıydı?
Yoksa doğuştan günahkârlardı da, arınmaları mı gerekiyordu?
Onca baskı zulüm anlamsızlığının, anlamlı bir anlamı mı vardı?
Yoksa erkek kutsanmıştı da burada bir bilinmezlik mi vardı?


9
Galiba öyleydi, baksanıza namussuz ve fahişe olan hep kadın oldu.
Onu fahişe yapan sebepler değilde, inadına sonuçla uğraşılır oldu.
Oysaki bu kadın ne yapacaktı ki? nereye, kime, niye gidecekti ki?
Her yanı erkeklerle çevriliydi, baba, koca, kardeş oldu da ne oldu?


10
Her türlü kötülüğün cezası, kadınlara fatura edilmiş oldu.
Yaşaması ölmesinden, ölmesi yaşamasından bin beter oldu.
Ama ne olursa olsun, bilenin nazarın da o âsalet değişmez.
İşte o Âsalet, bu şiirin yazılmasında büyük bir etken oldu.


11
Bakar mısınız? ağlamak hep kadınlarla özdeş olmuş.
Ruh bedene hükmedince, gözyaşları da pınar olmuş.
Gözyaşlarıysa duyguların dışa yansıyan ıslak şeklidir.
Bu duygu yoğunlaşınca, göz pınarından akışır olmuş.


12
Erkekler de ağlasa, bu başarısızlıkdan dolayı olmuştur.
Bir işi başaramadılarya, egolarının kırılmasıyla olmuştur.
Egoları kırıldığı zaman erkekler kendisine kahrederler.
Egoyu kırmamak, erkekler için bir yaşam tarzı olmuştur.


13
Ama kadınlar için, egoya dayalı bir yaşam tarzı yoktur.
Asırlardır yapılanlar ortada, örnekleri maalesef çoktur.
Hiç bir çığlık boşa gitmedi, gözyaşları da buhar olmadı.
Bütün bunlar birikerek, genetik yoldan kadınlara ulaştı.


14
Bir can ağlayacakta, öbür canın bundan haberi olmayacak.
O feryat semaya çıkacakta, kahır olarak geri yağmayacak.
O nasıl bir vicdandır ki o feryatları ruhun da duymayacak.
Bir de vicdanını yastık yaparak, insan postun da uyuyacak.


15
Yok öyle bir uyku, bundan sonrası artık böyle olmayacak.
Bir geçiş dönemindeyiz, asırlardır uyuyan o ruh uyanacak.
Asırlardır uyuyan o ruhun adı, Alemin anası diye anılacak.
Dolayısıyla Dünya, ana şevkatiyle baştan başa donanacak.


16
Koca Dünya, Âlemin anasına oldum olası muhtaçtır.
Gelenlerin hali ortada, ana sevgisi zaruri ihtiyaçtır.
İhtiyaç öz olana, yani anaya, yani Âlemin anasınadır.
Yavrusu anayı bulunca, feryadı da hemen susacaktır.


17
Öyleyse sabırla beklemeli, bakalım gelecek neleri getirecek.
Fazla teferruata gerekte yok, Âlemin anasını herkes bilecek.
Herkes bilecek çünkü, Âlemin anası diğerleri gibi olmayacak?
O diğerleri gibi kurallar koyarak, ruhlara pranga vurmayacak.


18
Ruhlar özgür olacak, herkes her istediğin de serbestleşecek.
Her yol, her meşrep, her inanç, bir diğerini kötüleyemeyecek.
Diğerini kötüleyemeyecek çünkü, Ana ayrılıkları gütmeyecek.
O ayrılıkları gütmeyeceği için, onları sevgisiyle birleştirecek.


19
Ayrılıkları sevgiyle birleştirecek, kimse kimseden ayrı değil ki?
Gündüzden karanlıklar, karanlıktan da ışıklar ayrılmış değil ki?
Gündüzün içine karanlıklar yerleştirilmiştir.  (Gölgeler)
Karanlığın içine de ışıklar yerleştirilmiştir.  (Ay ve yıldızlar)


20
Şu halde iyilikler kötülükten, kötülükler iyilikten nasıl ayrı olabilir ki?
Her iyilikte bir kötülük her kötülükte bir iyilik, bunu kim bilebilir ki?
İşte sizler bunu bilmediğiniz içindir ki ayrılıkları gütmüyor musunuz?
Karşınızdakini kolayca kötüleyerek, o kara örtüyü görmüyor musunuz?


21
Kara örtü şudur ki; bir şeyi kötü görüyorsanız, sorun içerdendir.
Bu dışarıdan gibi gözükse de, aslında iç Âlemin tezahüründendir.
Bu bakımdan iç Âlemde ne varsa, dış Âleme o tezahür edecektir.
Bu değişmez kuraldır; Dış Âlemler iç Âlemlere aynalık edecektir.


22
Gerçeğin aynası bunu öyle yalın gösterir ki kendinizi göremezsiniz.
Göremediğiniz ortadadır, baksanıza! başkalarna hücum edersiniz.
Oysaki başkası diye gördüğünüz ve kötülediğiniz aslın da ”siz” siniz.
Bu gerçeği bilmeden, niye başkasına hep kötü diye hücum edersiniz.


23
Ve şimdi sıkı durun; İnandığınız düşüncelerde bir zelzele olacak.
İmanınızın için de inkar, inkarınızın içinde de imanlar bulunacak.
Bu bakımdan inananlarla inanmayanlar, bir birleriyle imtihandadır.
Kim burada kendini ayırırsa, o bu imtihandan bir şey anlamayacak.


24
Dediğim gibi hayatta ayrılık yok ki neyi neyden ayıracaksınız?
Diyelim ki ayırdınız, ayırmakla neyi nasıl kutsallaştıracaksınız?
Geriye doğru bakar mısınız? Ayırmakla Dünya ne hale gelmiş!
İnsan aynasına düşman olmuş, Dünya da yaşanmaz hale gelmiş!


25
Halbukiyse inananların inanmayanlarla gizli bağları vardır.
Aynı şekil de inanmayanların da inananlarla bağları vardır.
Bunlar sözde biliniyorsa, bu kavga, iğrenmeler nedendir?
Tezahürünüzü niye beğenmiyorsunuz, isyanınız kimedir?


26
Yoksa siz doğmadan önce, diğerlerinden bilerek mi ayrıldınız?
İstediğimiz ortamı seçerek, bu ortamı kendiniz mi yarattınız?
Öyleyse siz çok özel birisi mi oluyorsunuz? seçilmiş birisi mi?
Ama bu seçilmişliğinizle bile, diğerlerinden ayrı olamazsınız!


27
Bakalım bu sorulara cevap nasıl vereceksiniz?
İstediğiniz bir ortamı ve istediğiniz bir aileyi.
İstediğiniz bir ırkı ve istediğiniz bir cinsiyeti.
Ve en önemlisi, doğru bir inancı nasıl seçtiniz?


28
Bunların hiç birini seçemediniz! böyle bir seçeneğiniz de yoktu.
Kiminiz, Kuzeyde, kiminiz Güneyde, Kiminiz Doğuda, veya Batıda.
Kiminiz İslâmda, kiminiz Hristiyanlıkta, kiminiz Musevilikte vb.
Her neredeyseniz, her neyseniz ona gâyri iradi yerleştirildiniz.


29
Ama siz sandınız ki ben en özelim, en kutsal inançta benim ki.
Bunu Yaratıcı emretmiş, yani "o ben", diğerleri hâyal denizi.
Onun içindir ki diğerleriyle alay da ettiniz, hatta kötülediniz.
Daha da olmadı öldürmek konusunda birbirinizle yarış ettiniz.


30
Sorarım sizlere hangi bir İnanç sistemi, insanı öldürmek ister.
O akan insanın kanlarıyla ruhlarını, bedenlerini kutsamak ister.
Halbuki İnanç sistemleri, yaprağı bile kopartmaya razı değil.

Hangi bir sistem, sizden değil diye, İnsanın katline caizdir der.

31
Hiç bir İnanç sistemi bu temel üstüne kurulmadı, kurulamaz da.
Hepsinin temelin de İnsanlık var, o hayvanlık olmadı olamaz da.
Ancak hayvanlar Alemi, hayvanlık sistemi üzerine kurulmuştur.
İnançlar bunu ayırdılar İnsanla hayvan karışmadı karışamaz da.


32
İnsanlar tâbi olduğu sistemlere, nefslerini karıştırdılar.
Nefslerini karıştırdıkları için de ayrılık vâazları yaptılar.
Ezeli İlim deryasından sözlerle bir kova suyu (ç)alarak.
Ben İlim deryasıyım diye, bir kova suyu derya yaptılar.


33
Aslında dedikleri doğruydu, koca derya tek bir damla da.
Azıcık göz yaşıyla, ne canları avladılar bu yaşlı Dünya da.
Lâkin kovaları delikti, tek bir damlaları da yoktu esasta.
Ağızları iyi de laf yaptı, yoku da var ettiler lisanların da.


34
Hal böyle olunca yani Ermiş olanlar bile her şeyi bitti sandılar.
Ezeli deryanın, bir sonu olmadığını ise maalesef anlayamadılar.
Birlikten beraberlikten, güzel güzel sözleri sarf etseler bile.
Ayrılığın davulunu başka başka diyarlardan, acımasızca çaldılar.


35
Bilemediler ki Ermiş olmak, en açık ifadeyle Ârif olmak demektir.
Ârif olmakta, herkesin halinden ve âhvalinden anlamak demektir.
O bakımdan Ârif olan, hiç kimseyi kendi nefsinden ayrı göremez.
O herkesi kendi gibi görür de, Ayrılığın rüzgarlarını estiremez.


36

Ârifler her türlü inancı da inaçsızlığı da ruhun da yaşamıştır.
İmandan inkâra geniş bir yelpaze de, kendi kendini aramıştır.
Daha sonrada tüm zıdları birleştirerek, kıyas ilmine dalmıştır.
Bu kıyas ilmi sayesinde, şu hayatın sırları da ona aralanmıştır.


37
İşte Âriflik budur, kıyas ilimlerine dalarak.
Daldığı deryalardan, ilim incilerini çıkararak.
Bunları düşüncesinin süzgecinden süzerek.
En mâkul biçimde İnsanlık Âlemine sunarak.


38
Ve Ârif bildi ki bütün inançlar bu hayatın renkleridir.
Hangi renk diğerinden, daha üst veya altta görülebilir.
Kim düşünebilir ki? Tek bir renkle tablolar yapıldığını?
Kim düşünebilir ki? Tek bir notayla şarkılar çalındığını?


39
Eğer düşünemezseniz, tek bir inaçla Dünyaya bakmayın.
Hele kendinizinkini kutsallaştırarak, diğerini alçaltmayın.
Bu hayatı bir mozaik gibi görün, o renkleriyse unutmayın.
Yaşam böyle dizayn olmuştur, dizaynı bozmaya çalışmayın.


40
Ama kendi işinize karışın, özellikle de nefsinize karışın.
Karışmanın ötesin de onunla her ortam da mücadele edin.
Bu da yetmez, onu ölümden önceki ölüme hele bi’razı edin.
Bu da yetmez onu, acizlik makamın da daimi ikamet ettirin.


41
Yoksa mucizevi bazı halleri yaşamanız bile, aleyhinize olur.
Ruhaniyetin meyvalarını, nefsaniyet pazarın da satmak olur.
Zira nefs hiç bir zaman ölmez, o sadece ölümü biraz tadar?
Ölümü tattığı içindir ki işte bu tadım zamanla unutulur olur.


42
Ve İnsanoğlunun tabiatın da unutmak gibi bir gerçek vardır.
Ermişte olsan bu gerçekler, ermişlere de iltiması olmayandır.
Dediğimiz gibi nefs hiç bir zaman ebedi ölmez ve yok olmaz.
Nefs ancak ölümü tadar, bundan öteye bir anlatım bulunmaz.


43
Hûlasa nefs ermişin de her zaman potansiyel tehlikesidir.
En son makama gelindiğinde bile o hâlâ köşede bekleyendir.
Eğer nefs ebediyyen ölseydi, ermişlikte kolay olmaz mıydı?
Onlardan biri hayatı değiştirir, sözleri kanun olmaz mıydı?


44
Elbette olurdu ama böyle birisi hani nerede? veya kim?
Dünyayı nasıl görmüş? kendi inancına mı hizmet etmiş?
Yoksa herkesi bir görmemişte, ayırmaya mı gücü yetmiş?
Birliği özünde cem etmişte, anlamazlar diye mi gizlemiş?


45
Böylesi varsa, neden gözükmüyor? veya ben buyum demiyor?
Kendi için de yaşadığı gerçekleri, ötekilere haber etmiyor?
Yoksa gerçekler acı olduğu için mi birliği bizlere söylemiyor?
Ayrılığın davulunu çalarak, güzelim birliği karanlıklara itiyor?


46
Dediğimiz gibi ermişlikte zordur, akıl mantık olmazsa.
Akıl da bir yere kadardır, eğer kişi yoklukta olmazsa.
Yokluk için, akla da mantığa da asla itibar edilemez.
Yoksa o kişi varlıkta sayılır, var olanda yok olmazsa.


47
Varlık için de yok ol ki, ayrılıklar senden yok olsun.
Gönlüne izin ver ki ayrılıksız sevgi oradan coşsun.
İşte yok’luk denilen şey, gönül ile direk alakalıdır.
Yok olmak için aklı kapat, gönül kapıları açık olsun.


48
Zaten tüm sıkıntın, gönlünü bastırmandan dolayı gelmez mi?
Anlayamadığın duygu ve stresler ruhunu kaplayıvermez mi?
Oysaki içinden geldiği gibi, âh öyle bir hareket edebilseydin.
Senden sevgiler taşacaktı, buna da engel nefsin denmez mi?


49
İşte yaşamak budur, çocuklar gibi o neşenin sınırsızlığında.
Onda mutluluk doludur, kin ve nefretin olmadığı hoşluğunda.
Gerçek yaşamak, gönülde ki sevginin sınırsızlığıyla sınırlıdır.
Sınırlandırılmış sevginin olmaz güzelliği, o beden boşluğunda.


50
Biri sevgiyi sınırlandırmışsa, gelin böylesine yaşamış demeyin.
Sevgiyi parçalamışsa böylesinin ermişliğine itibar da etmeyin.
Bunlar anca kendi inançlarının (Renklerinin) sözde ermişleridir.
Bu halle Dünyaya maledilemezler, tek renkli Dünya düşünmeyin.


51
Evet sevgili dostlar, ermişler vardır ama kendi renkleri içinde.
Dünya mevzu oldu muydu, tüm renkler bulunmadı eserlerinde.
Bunun içindir ki hiç bir ermiş Dünya İnsanlarına mal edilemez.
Güzel sözler söyleseler de, bunlar kaldı hâkikâtin gölgesinde.


52
Oysaki hâkikât gölge değildir, o rengârenk renkli varlıktır.
Gölgelerin uzayıp kısalması, adeta sözler de ki kalabalıktır.
Gölge ne kadar uzarsa uzasın, varlığın rengini geçebilir mi?
Varlığın renkleri varken, gölgenin siyahına itibar edilir mi?


53
Önemli olan gölgeler değildir, önemli olan renklerin âhengidir.
O ahenkler hâkikati anlatır, rastgele oluşturulmuşta değildir.
İşte size renklerden yola çıkıp, inançları anlatmaya çalıştım.
İnançlar da renkler gibidir, teki ile hayat boyanmış değildir.


54
Tek renkle hayatı boyamaya çalışırsanız, asla boyayamazsınız!
O ne zaman boyanmış ki geçmişe bakıp hiç araştırmaz mısınız?
Öyleyse bu renkler meselesini, mantık fırçanıza iyice bandırın.
Hayat rengârenk boyanmıştır, şu an çevrenize bakmaz mısınız?


55
Ne yazmak gerek bilmem ki, içinizde ki ressamı uyarmak için.
Onu hayatın renkleri ve mantık fırçalarıyla buluşturmak için.
Unutmayın ki tek bir renkle, bir şâheser asla oluşturulamaz!
Bir şâheser renklerle oluşur, gönül tuvalin de seyretmek için.



&&&

Benzer Yayınlar

Renkler
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!