24.04.2017

Sufi'nin gözüyle...

Hep mavi kalsın gökler, ruhlara namzet kanatsız olsunlar.
Toprak kadar yakın değil, hayaller gibi ulaşılmaz olsunlar.
Varsınlar yerleri kim, hangi renklerle boyarsa boyasınlar.
Yere meftunlar yerin, göğe pervaneler göklerin olsunlar.

Mecnun olup çöllere düşmüşsen, renkli seraplardan sana ne?
Kumlarda dans eden anca gölgelerdir, renkler söyle nerede?
Gözler renkleri seçmez ki, olay ışık oyunlarının illüzyonudur.
Yaşayan ölüye her yer gridir, buna akıl erse ne, ermese ne?


Işıktan yansımaydı her şey, göze nakşedenlerse aldanıştı.
Renklere ezelde rol verildi, aldanış ta o zaman başlamıştı.
Hayata çok renkli dediler, aslı ışık oyunu cilveleriydi oysa.
Işıksızlıkta haniydi renkler! karanlık mı her yeri kapsamıştı?

Işık yok diye karanlık vardı, karanlık var diye ışık yok değil.
Işık karanlığı her zaman yok ederdi, karanlık tek güç değil.
Karanlık aslında hiç bir zaman, 
tek başına ışığa hükmetmedi.
Işık ne kadar lütfetdiyse karanlık o kadardı, daha öte değil.

Işığın olması renklere, olmaması da karanlığa varlığını verdi.
O varlıklara niceleri don biçti, lakin niceleri de unutu verdi.
Bu öyle bir unutuş ki neyi, ne zaman unuttuğunu da bilemedi.
Kuşaklar boyu hem korktu, hemde korktuğuna payeler verdi.

Her zerrede gizlenen sen, karanlığa bile farkındalık verende.
Ey içsel karanlığım al payını, gören gözlerinin feri mi sönende.
Daha ne kadar inat edeceksin, sözde öğretilere ısrar edende.
Boşaltıp kafanı dünyaya bak! gerisi çorap söküğü gibi gelende.

Hayvanât gibide görmek lazım, hayat acaba ne kadar renksiz.
İnsanî gözde aldanışlar oluyor, bu fark edilmez belli belirsiz.
Her canlı hayatı aynı görmez, farklı farklı görüşlere sahiptir.
İnsanlar, anca insan gibi görür, hükmü kendi dışında geçersiz.

Sadece insanın gördüğü bir hayat mı? yok böyle bir hayat.
Hayvan mı oldu? insan mı değiliz? hani ya daha ötesi hayat.
Değilse anca kendimizi kandırırız, zaten olan tamda budur.
Hikaye öylece sürüp gider, insanızya oh ne güzeldir hayat!

Kamil olmak zor zanaat, Sufi kafalar böyle yazıp-durur.
Hayvanât yüce makam, Cemadât Nebadât bir edip-durur.
İnsanât olmak çok kolay, insan doğ, insan yaşa, insan öl.
Değişen bir şey yok, düşündüğünü görenler bakar-durur.

----- 0 -----

Cemadât - Cansızlar
Nebadât - Bitkiler
Hayvanât - Hayvanlar
İnsanât - İnsanlar

Bu mesele tasavvufta oldum olası hep vardır, laf olsun diye değildir, bilâkis öğreti olarak vardır, bunlar haller ve makamlar çerçevesinde ele alınırlar.
Dolayısıyla bir insanın hayvandan gelmesi, bitkiden gelmesi tasavvufa hiç yabancı bir kavram da değildir. Nihayetinde hayat dediğimiz şey zaten bunlarla bir bütündür ve tasavvufta BÜTÜNÜN  bir parçasıdır.
Vahdet-i Vücut denilen şey de zaten BÜTÜNÜN hikayesidir, parçaların değil.
"Ben de cansız varlıktan öldüm, biten boy atıp gelişen nebat oldum; nebatken öldüm, hayvan şekliyle baş gösterdim.
Hayvanlıktan öldüm, insan oldum; artık ölüp azalmaktan, noksana düşmekten ne diye korkacakmışım?" (Mesnevi Cilt 3, sf 273)

"İnsan, önce cansızlar ülkesine gelmiştir, cansızlardan nebatlara düşmüştür. Yıllarca o nebatlarda ömür sürmüştür de cansızlardaki savaşını hatırına bile getirmemiştir. Nebattan canlılara düşünce de nebat olduğu zamanki hali hatırına gelmez.... Tekrar onu bilen Yaratıcı, onu tutar, hayvanlıktan insanlığa çekmeye başlar."  (Mesnevi cilt 4, sf. 636)

Şimdi denilebilir ki, bunlar Sufilerin sözleridir, bağlayıcılığı yoktur. 1000 yıl öncesinin mistik sözleridir.
Darwin'nin ortaya attığı teoriden asırlarca önce, bakın bazı İslam alimleri de neler demişler.
El-Cahiz (El-Jahiz)
781-869 yılları arasında yaşamış, Basra doğumlu, Müslüman Arap bilim insanıdır.

El-Farabi
870-950 yılları arasında yaşamış ünlü bilgin.

İbn-i Miskeveyh (İbn Miskawayh)
932-1030 yılları arasında İran’da yaşamış İslam filozofudur.

İhvan El-Safa (Ikhwan El-Safa)
52 kitaptan oluşan, Rasa'il Ikhwan al-Safa adlı ansiklopedik eser vermiş bir topluluktur (10. yy)

İbn El-Heysem (İbn Al-Haytham)
965-1039 yılları arasında yaşamış, Basra doğumlu, Müslüman Arap fizikçi, matematikçi, filozof. El-Heysem, çok önemli bir fizikçi ve optik biliminin kurucusu olarak kabul edilir.

Al-Biruni (Alberuni)
973-1048 yılları arasında bugünkü Özbekistan-Afganistan bölgesinde yaşamış, zamanının en önemli ve en bilinen İslam alimlerindendir.

El –Hazini (Al Khazini)
12. yy başlarında yaşamış, Horasan bölgesindeki bir il- Müslüman matematikçi, fizikçi, astronom ve bilim insanıdır.

İbni-i Haldun (İbn Khaldun)
1332-1406 yılları arasında yaşamış, Tunuslu Müslüman tarihçi-filozoftur.

Kınalızade Ali Efendi
1511-1571 tarihleri arasında yaşamış, Isparta doğumlu, Osmanlı devlet adamı ve alimdir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı
1703-1780 yılları arasında yaşamış Erzurum doğumlu, mutasavvıf, sosyolog, fizikçi, astronom, Türk İslam alimidir.

Tarihlere dikkat ederseniz bunlar İslam'ın altın çağı denen çağlar genelde, bugünün biliminin temelinde de o devirler var. O zamanlar bazı İslam alimleri Darwin'den çok önce, evrim denen şeyi kendilerince aşama aşama anlatmışlar bile.
Batının bulduk dediği şeyi, Doğu çoktan bulmuşmuydu yoksa !...
Fakat şimdi İslam coğrafyası böyle bir şeyi kabul etmiyor.

Sebep?

İslam'ın altın çağlarının artık çok gerilerde kalması olabilir mi?
Galiba öyle!

Çok ilginç gerçekten.
Bir zamanlar kabul ettiği bir şeyi, şimdilerde kabul edenin olmaması... çok ilginç!!

Ya şimdiki insanlar çok biliyorlar, ya da o zaman ki insanlar çok cahildiler!

Neyse, Erzurumlu İbrahim Hakkı'yı bu noktada ayırmakta gerek, neticede Anadolu'da ki Sufizm'inin köşe başlarından biridir kendisi, onun değişiyle;
Deme niçin şu şöyle
Yerindedir ol öyle
Bak sonunu seyreyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Bu mesele böyle olması gerekiyormuş ki böyle olmuş... Müthiş bir şey!
Anca seyreyleyebilene seyreylemek düşer.
Madem usta böyle şiirlemiş bu meseleyi, her şeyi olduğu gibi bırakmak en iyisi.

Nihayetinde olacak olan oluyor.

Benzer Yayınlar

Sufi'nin gözüyle...
4/ 5
Oleh

Abone Olun!

Beğendiyseniz yayınlara abone olabilirsiniz.

Delilik aklın kullanılmayan diğer yarısı olduğu gibi,
Cehalette bilginin kullanılmayan öteki yarısıdır!